13 Aralık 2009 Pazar

BağlanMayacaksın Demeseydin Keşke...

Gözlerim kayıyor
Odamın bir kuytu köşesine
Ve yatağımda
Derin bir "sen" boşluğu hissediyorum
Sana sarılmak için açılmış kollarım
Yastığımda teselli bulmaya çalışıyor
Ne kadar da dolmuşsun içime!
Ve ben ne kadar alışmışım
Senli biçimime...


Soğuk yorgan kaplıyor bedenimi
Titriyor ellerim mütemadiyen
Aynı seni düşündüğümdeki sesim gibi
Sıcaklığın alışmış bedenime
Bir titreme yayılıyor senden bana
İrkiliyorum boşlukta
Ve içten içe "azrail yokladı" diyorum
Sonra usulca toparlanıyorum
Sanki daha doğmamış bir bebek gibi
Isınmak için, sen varmış gibi sarmalanıyorum
Gözlerinde kaybettiğim gözlerim
Kapanmıyorlar boşluğa
Sakince anlam veremediği karanlığı süzüyor
Netleştriyor sensiz odamı usulca....


Bağıl neme ulaşmış bulutlarımdan
Yastığıma hasret damlaları döküyorum
Sessizce, susuyorum, kanamıyorum
Kalbime bir isyan bayrağı çekiliyor
Ve haykırıyor Can Yücel üstada
Hani diyor ya üstad; "Bağlanmayacaksın" diye
Üzgünüm,
Özlüyorum ama bağlandım diyorum....



13.12.2009 / 03:13

18 Kasım 2009 Çarşamba

Şimdi Doldu Gözlerim

Şimdi doldu gözlerim
Bir sabah bir akşam olur farkedilmez
Uyumadan ben hep seni özlerim
Süzülür gözyaşım gözümden
Dudaklarımda nefeslenir yorulursa
Usulca döner köşesinden çenemin
Kaybolur kıyafetimin dokularında...
Ben her seferinde yeni damlalar bırakırım
Avuçlarına, hıçkırırım
Sessizce kimse duymasın diye
Saklanırım gamzelerine
Sen üzülme görmesinler beni sende diye
Saçma sapan espriler yaparım
Hatta bazen kalbini kırarım yerli yersiz
Üzülürüm içten içe ama
Çaresiz gene üzerim seni ve diğerlerini
Sadece biraz düşünün diye
Bunları yazmak kolay değil inan
Hele ki peş peşe dizmek kelimeleri
Gözleri yaşlıyken
Sırayı bozmadan ve düzenli şekillerde
Belirgin bir anlamı olsun diye uğraşırken
Kelime kargaşası yaratıp
Kafalarda soru işaretleri, ünlemler oluşturmak
Her kelimeden farklı bir anlam
Her cümlede bir kalbin sancısını
Damarlarınıza gömmek zor iş
Beni her okuduğunda kalbin titresin diye
Damardan giren sözcükler kullanmak ya da
Yüzük parmağına temas etme çabası
Zor iş be…
Şimdilerde seni özlemiyorum bile
Seni özlemeyi bile özledim desem
Günden güne uzaklaşıyorsun
Yakınlaşma çabası göstermeden
Her gün bir adım atıyorsun benden uzağa
Nedeni bilinmeden atılmış
Arkada bıraktıklarını umursamaz bir hızla
Uzak bir yere gidiyorsun…
Kürkçü dükkanında görüşmek dileğiyle
Yuvarlak dünyadan sevgilerimle…

17 Kasım 2009 Salı

Biraz Boş Yere Harcanmışım Gibime Geliyor...

Biraz boşa harcanmışım gibi geliyor
Gereksiz yere gereksiz yerlerde
Ömrüm ellerimde kayıp gidiyor
Elimde olmayan nedenlerle
Bir sabah güneşine bakarken
Bir uzun yola çıkmışım gidercesine
Sessizce yol aldığını zannederken
Öylece oturmuşum bir şey beklercesine
İnsan bir sürü şey düşünüp
Hiç bir şey yapamayınca
Çok şey yapmış olduğunu zannedip
Elinde hiçbir şey olmayınca
Tedirgin oluyor biraz...
Biraz da şaşkın...
Binlerce kilometre gittiğini sanıp
İnmek istediğinde
bindiğin yerde olduğunu anlamak
Zor be…
Tükendim, tüketildim, eskitildim biraz
Herkese yeten ben kendime eksik kalıyorum
Biraz boşa harcanmışım gibime geliyor
Biraz fazla harcanmışım gibime geliyor
Nedensiz ve boş yere
Ucuz zamanlarda yok yere
Kıymetli bir şey için değil
Aksine değmeyecek şeyler için çok kere
Tükendim ve salındım kendime
Asıldım boynumdan bedenime
Ayaklarım yere basmaz oldu
Birilerinin kucağında büyüyemedik mi ne?

7 Kasım 2009 Cumartesi

Gözlerinden Anlarım

Gözlerinden anlarım gitmelerini
Bir uzak şehirde beklemelerini
İçimde bir yerlerde sakladığım
Yalnız bir kovboydun sen
Belki bir gün gittiğim
Gitmeyeceğim bir yerde rastlamayı
Tanışmayı umduğum,
Şimdi gene yollardayım
Bir yerlerde seni bulurum umuduyla
Sürükleniyorum sana
Hüzün dalgalarında savrulan bedenim
Daha fazla katlanamıyor böyle
Uzakta, hasret, yalnız
Gözbebeklerimde büyüttüğüm
Rüyalarımda görüştüğüm
Hayallerimde kavuştuğum
Sevgilim…
Bilinmemek ve tanınmamak adına
Saklanıyorum sende,
Sensizlikle
Ne seni bilsinler istiyorum
Ne de benim seni sevdiğimi
Parmak ucunda yürüyorum bedeninde
Bir bıçak sırtı sevişmelerin
Yeni ayrılıklara ve yeni sevişlere gebe
Uçurumlar sunuyor sevdan
Korkmadan atlanmak istenen
Umarsız bir hayasızlıkla sarılıyorum
Arsız, pürüzsüz bedenine
Görmek istemiyor gözlerim senden başkasını
Dokunmak öpmek ne güzel şey
Bitsin istemiyorum,
Bitmek istemiyorum
Gitmek istemiyorum senden
Sevmelerinden
Her öpüşümde dudaklarım kızarıyor
Yüzümdeki arsızlık dudaklarıma yansımıyor
Her sarılışında tüylerin diken diken oluyor
Saplanıyor bedenime birleşiyor
Bütün oluyor eksiksiz
Na-mahremsiz ve edepsiz
Görgüsüz davranışlarına göz yumuyorum
Kapanıyorum kendi içime
Bir damla gözyaşım akıyor
Susamıyorum sana susarken...

2 Kasım 2009 Pazartesi

Bana Bu Kadar BenzemeSeydin Keşke



sen giderken,
ben eksiliyorum gözlerimden.
ışığı ayarlamaya yarayan
aptal otomatlardan birisini
sola doğru eğiyor arkandan biri.
bayağı kısılıyor ışık,
gözlerim karanlığa alışamadan
ben sensizliğe alışmaya başlıyorum.

sen giderken ,
arkandan çatal bıçak,
sevmediğim yumurta kokusu,
öylece bakıyorlar kahvaltı masasında.
sen giderken ,
benden eksiliyor yalnızlığın bakiyesi.
hesaplarım açık kalıyor,
yorganım kısa.
hep bir ayak üşümesi.
dokunulmasına müsaade ettiğim
en huylandığım yerim,
onlar gidiyorlar
sen giderken,
düşünülemez zaten tersi.

bakıyorum da
zaten pek çok şeye izin verişim de
gidiyor seninle birlikte.
izin kağıtlarını yırtıyor komutan.
aklımın askerliği yanmak üzere.

sen giderken ,
tuhaf bir gülme hissi geliyor,
içimdeki cenaze evinde.
ayıp olmasın diye banyoya koşuyorum.
içimde hep aynı şarkı.
gidiyorum bütün aşklar yüreğimde.
gitmek bağıldır,
sen giderken,
aslında en çok
ben gidiyorum geçmişime.seni bulduğum yere

şimdi yeniden
bir şeyleri düzeltmeye çalışacağım ardından,
sen giderken,
bunların farkında bile değilken.

şimdi yeniden sabah heyecanlarımı özleyeceğim
koşar adım gelişlerimi
aynada kendimi görmek için uğraşacağım
seni yokluğuna alışarak.

sen giderken,
öyle boş boş bakacağım ardından,
laptopta pazarda bulduğumuz,senin çok sevdiğin cacık fotoğrafı
yaramaz dediğimiz kerata,uzaklarda bir yerlerde
ağlayacak gidişine benim yerime.
kolay sever çok zor unuturum...

02.11.2009/17:44

1 Kasım 2009 Pazar

KavuşAman KavuşAman

Ben bahtımın payesine
Şu derdimin çaresine
Şu kalbimin yarenine
Kavuşamam kavuşamam....

Gözlerim hep yolda kalır
Belki bir gün döner sanır
Gönlüm hatırlarıyla avunur
Kavuşamam kavuşamam

Acı çeker kalbim yanar
Tek sevdicek sensin sanar
Her söylediğine kanar
Kavuşamam kavuşamam

Şimdi gitti uzaklarda
Görülemez rüyalarda
Belki yaşar anılarda
Kavuşamam kavuşamam

Korkularım var sakladığım
Sevip sevip ağladığım
Sevdiğim vardı bağlandığım
Kavuşamam kavuşamam

Gittin gelmez oldun sende
Eksik kaldım burada bende
Bir gün olurda gelende
Tanıyamam tanıyamam…



belki bir gün dönersin diye...

9 Temmuz 2009 Perşembe

toprak olmadan

unutulmaya yüz tutmuş
gözbebeklerimden çekilmiş fotoğraflar
az biraz önce kaybettiğim
bir daha sahip olamayacağım cümleleri
ağzımdan düşüren
düne inat yarına sarılan
mutluluğa tutunmaya çalışan
yorgun bedenimden eksilen şey
yarına inat bugünden vazgeçtiklerim
bugüne kızıp dünde bıraktıklarım
özlediklerim, beklediklerim ve
hayal ettiklerimde
ölmek arzusundaki bedenimle
sonsuz olmaya çalışan ruhum
savaşırken göğsümün meydanında
af dilemek için allah'ın
huzuruna çıkmışım ellerimle
senin yanında, senden uzak
bir yol hikayesi
ayrılık değil, hasret hiç değil
aşk denemez
aşık olunamaz
gözlerimden akan
yanağımdan süzülen damlalarla
akıyorken hayata
dudaklarımda buluşalım
ben toprak olmadan....

19 Haziran 2009 Cuma

Bu Senin Yazın

Avuçlarımdan kaçarken hayatım
Sana tutunmaya çalışyordum
Ölmeye hazırım çek şu pimi
Aşk zırhından kurtuldum
Göstermelik yanlışlar yaptım
Yanlış anlaşılmak, yanlış tanınmak için
Birilerine boyun eğdim, sorgusuzca
Peki bu yalnızlık niçin?
Haketmediklerimi kazandım hep
Hakettiklerimden feragat ederek
Zorluklar yıldırmadı, aksine
Hep daha fazla zorluk istedim
Acı çekmek öğrenmektir diyerek
Uzakta bir yerdeki
Biçimsiz bir kalbin
Biçimsiz duygularından emin
Karmaşık duygular biriktirdim
Ne olduğumu bilmeden
Yapılması gerekenlerden kaçarak
Sorgu sual edilmeden
Cevap aramadan, sadece sorarak
Unutma;
Kendini tanıdığın gün
Herşeyi bulduğun günüdür.

19.06.2009 /00:47

18 Haziran 2009 Perşembe

Yoksan, Varolamam!

bir gün iki duvar arasında
bir yerde sıkışma çabasıyla
savurduğum naraların
yankı yapıp kulaklarımı sağır edeceğini
yalnız seni görmediğimde,
senin şekline bürünmüş bir ordu içinde
seni göremeyecek kadar kör olabileceğimi
ve gel dediğinde
ayaklarımdan bağımsız örgür adımlarımın
yönünü bulamama ihtimalini düşünmemiştim
duymadan attığım adımların sonunda
senin silüetin yokken
adımlarım anlamını kaybediyor...

yoksan, varolamam!


18 Haziran 2009 Dün, 00:19:23

Ey Güzellik Sana Şikayetim Var

düşünmeden yaşamak na'mümkünken
seni düşünmeden nefes alamazken
uykularımdan kaçıp seni düşünüyorum
seni düşünüyorum uykularım kaçıyor
gözlerinde eridiğim dakikalar var hatırımda
zamanın durduğunu sandığım zamanlar
bir kedinin fareyle oynaması gibi
oynuyor benimle gözlerin
bana bakarken yakaladığım her anda
ben pervasızca soyut eğilimler içindeyken
gözlerin kaçışıyor gözlerimden
uzaklara, bilinmezliklere
bir de bakıyorum ben yokum
sensizken gölgesizleşen bedenim
aynı zamanda anlamsızlaşıyor
kopup gidiyorum bir yerlere
seni yanıma alamadan


kahramanca savaştığım savaşlar da
hep kaybeden olmak ne kadar acı
görgüsüz ellerim dokunamazken sana
nefes almak şekilsizleşirken
sensizlik biçimsizleşmişken
kendi silahımla kendimi vurmak
intihar denemez ki sevgilim
bilahare yaşadığım zamanlarda
mütemadiyen yokluğuna isyan bayrağı çektiğim
belki bir yelkenli ya da paraşüt olma eğilimindeyken sevmelerim
rüzgarından bağımsız hareket edemiyor olmak
yol alamıyor olmak üzerken yüreğimi
tabii sonuçlarından üzüleceğimi bile bile saçmalamak
haklısın bence de saçma!
Ey güzellik sana şikayetim var
gözlerine hapsoldum, firar edemiyorum...


13.05.2009 / 23:27

çeşitli zamanlardan aforizmalar...

* ben benden geçtiysem ve sen hala yoksan benin ben olmasının bir manası kalmamıştır artık..

* benim hayatım hep eksi püskü defterlere yeni şeyler yazma çabasıyla geçti, ama iyi bir silgim olmadığından bir sonrakinde öncekilerin izi muhakkak vardı.

* beynimde bir yalnızlık virüsü var, format atmaya korkuyorum unuturum diye seni..

* yalnız olduktan sonra şaheserler yazsam bana ne faydası var..

* ben seni ararken kendimden oldum sen benden kaçmak için neleri feda ettin..

* insan-ı kamil sanmışız
kamil kalmış adımız.

* bir gün gelirde o gün gelmezse yalnız ölürüm bunu biliniz..

* her şeyi biliyorum ama hiçbir şey yapamıyorum..

* kendini boşluğa teslim edene hiçbir şey teslim edilemez..

* yüz adımdı hüznüm, yüzsüzlüğümdün..

* insanoğlu yere daha sert düşmek hep yükselmek ister..


* "hüzünlü bir vedadır gözyaşlarında gizlediğin yalnızlığın."

* "zihniyeti kırılmış insan taburu, unutmuş vahyolunan sabrı.."

* önce insan, sonra adam olacaksın, önce beynini dolduracaksın, sonra konuşacaksın, eğer söyleyeceğin bir şey yoksa da, ya olana kadar susacaksın ya da dilini yutkunacaksın...

* kapak oldum, tencere gönder ya rabbim...!

* yalnızlık, kendini anlayabildiğin kadardır...

* "güz ayında yapraksız ağaçlı yolda
yürüyen yalnız adam
hayatımın başından sonuna
aşktır benim büyük davam"

* ağzıma geleni kulağımdan esirgemem...

• hayat bir fahişeyle sevişmek gibidir, ancak işi bilenler para ödemezler.

• kalbimle astım kendimi, ölemedim, bir ayağım çukurda şimdi, bekliyorum...

• bir gün benim öldüğümü değil de gömüldüğümü duyarsan, unut beni...

• ruhumu öldürdüm, gömülemedim...


• yüreğim bir okyanus ey insafsız gemi, atsana demiri bulamadın mı duracaın yeri...

• güzellik, insana verilmiş görsel bir sorumluluktan başka bir şey değildir...

• az yoksam, çok oluyorum demektir.

• doğru söyleyen denizci, 9 koydan kovulurmuş...

• aşk, iki hayatı bölen köşegendir...

• gölgemi görmem için gözlerin lazım...

• her şeyin sonuna geldiğini düşündüğünde yerinde saydığını farketmektir, anlamaktır hayat...

• "aşk bir savaşsa eğer, bu asker bu meydanda ölecektir!"

• hayat savurmadıysa seni, saçların şekilsiz demektir...

• hayatı yedim, ölüme susadım...

• her şey okumadan anlamak içindi seni...

* "doldurma küffarın tasını, seyretme mazlumun yasını... "

7 Haziran 2009 Pazar

Kimsin Diye Sorsam

KİMSİN DİYE SORSAM

Şarkı dinliyorum
Aklımda bi kaç soru var
Cevaplamaya korktuğum
Sonrasında olacaklardan daha ziyade
Ruhumu geçtim kaldıramaz beden bile
Öncelere dair hesaplardan
Sonralara dair planlardan
İnsanlardan bir bıkkınlık
Bir yılmışlık var içimde
Ve durmadan çalışan
Binlerce düşünce ve duygu üreten beynim
Rüzgar gülleri kurdum kalbime..
Rüzgar esmeden dönemem etrafında
Çocukluk günlerime özlemler yığdım
Sokaklarda koşacağım çığlıklar atarak
VAkitsiz bir rüzgara kapıldım
Annemle anlaştık beni tekrar doğuracak
Gazetelere ilan verdim..
Aramaya koyuldum seni
Bugüne kadar hep bir yerlerde sakladığım
Ve aramaktan korktuğum seni
Belki senin sen olmandan korktuğumdan
Belki beni mutlu etmenden korktuğum
Hayatımda devrim yapmandan
Acılarımdan kurtarmadan korktuğum
Beni mutlu etmenden korktuğum seni
Şimdilerde aranıyorum seni
Korkularımdan sıyrılmış, mutluluğa aç
Gereğinden fazla sana muhtaç
Kimsin desem
Kapımı çaldığında
Cevap verir misin?

23 Mayıs 2009 Cumartesi

RUH TUFANI

Usulca gözlerimi açtım sabaha. Annemin belli belirsiz sesleri belli ki beni arıyordu. Kapı aralandı, ses yaklaştı iyiden iyiye. Sonra uyku mahmurluğundan kurtulmaya çabalayan gözlerim, gözlerini gördü dünyanın en nadide insanının. Kalk artık der gibi bakan gözlerinde inceden ve derinden bir keder fırtınası kopuyordu. Belli ki gene çok kere uyanıyorum tekrar yatağıma, yastığıma sevişir gibi sarılmıştım. Yavaşça doğruldum yatağımda. Gözlerimi açtığımı gördüğünde hiç konuşmadı önceleri biraz bakıştık iki sevgili gibi. Hasret giderir gibi bakıştık. Akşamdan sabaha özlediğimi fark ettim onu. Her gün biraz daha keder yükleniyor gibi geliyordu hep bana. Ama o hep fark ettirmemek için var gücüyle gayret gösteriyordu. "çay hazır." dedi derin ve anlamsız sessizliği bozarak.
- Kalk yoksa okula geç kalacaksın!

Yatağımdan çıkıp ağır adımlarla lavaboya doğru yollandım. Gözlerimdeki mahmurluğu ve yorgunluğu alsın diye soğuk suyla yüzümü yıkadım. Her zamankinden daha çok su kullandım bu sefer. Sanırım gece içtiğim rakının etkisi, hala başımda eğreti sancılara sebep oluyordu. Soğuk su biraz kendime getirdikten sonra, yüzümü kurulayıp kalp çekim kuvvetinin etkisiyle yavaşça mutfağa girdim ve yerime oturdum. Annem tam karşımda yorgun, bitkin bana bakıyordu. Bu kadına zulmetme hakkını nerden buluyorum diye acıdım kendime. İnsanlıktan ne kadar az nasiplendiğimi gözden geçirmeye başladım. Ben kendi alemimde hesaba çekerken kendimi annem de kendince başka şeylerin hesabını yapıyordu belli ki. 3 - 5 dakika böylece ve sessizce oturduktan sonra yavaşça doğrulup çaydanlığın altını kıstıktan sonra çaylarımızı doldurdum. Tekrar masaya dönüp çatalımı kaşığımı alıp istem dışı da olsa bir şeyler yedim. O gün sınıf arkadaşlarımla kahvaltı yapacağımdan annemin haberi yoktu. Zaten olsa kahvaltıya o kadar para verilir mi diye beni azarlardı biliyorum. Hele ki bunu benim organize ettiğimi duysa bir ay kurtulamazdım dilinden. Sessizce bir şeyler atıştırıp biraz masum biraz da söylenmesi gereken bir yalan bularak fısıldadım. Ve üstümü giyip çıktım evden...


Sokağın sonuna yaklaşırken aklıma her zaman beni yolun sonuna kadar izleyen birinin olduğu geldi. Usulca geri döndüm, gene göz göze geldik. Bana bakıyordu, beni herkesten her şeyden koruyan, seven ve düşünen annem... Ne kadar şanslıyım diye iç geçiriyor bir yandan da yoluma devam etmek için yönümü gideceğim yöne dönüyordum. Hızlı adımlarla durağa doğru yanaştım. Durağa otobüsümün benden önce geldiğini ve kalkmak üzere olduğunu fark ettim. Koşar adım devam ettim, akbilimi çıkarıp dokundurduktan sonra vazifesini yerine getiren bir kamu görevlisi edasıyla böbürlenerek ayakta yerimi aldım. Vakit erken olduğundan otobüs halen kalabalıktı. Birkaç göze baktım yol boyunca, annemin gözlerine benzettiklerimde annemin gözlerinde gördüğümü aradım belki. İneceğim yere tam istediğim zamanda varmıştım. Geç kalmayı ve erkenden gitmeyi sevmeyen biri olarak muzur bir gülümse yapıştırıp yüzüme okulun giriş kapısından geçtim. Arka kapıda buluşacağımız arkadaşlardan hangileri gelmiştir merakı içinde arka kapıdan çıkıp girişe ulaştım. O ara kulağıma çoktandır duymadığım bir müziğin tınıları geldi. Bu şarkıyı bir zamanlar ne kadar çok sevdiğimi ve ne kadar çok dinlediğimi anımsadım. Sonra yavaşça girişteki arkadaşlarıma selam verip oturacak bir yerler bakındıktan sonra uygun bir köşede bağımsız çaresizlik duygumla gelecek olanları beklemenin mantığını bekleyenlere anlatmaya çalıştım.

- Zira beklemek zor iştir bilirsiniz!

Beklediğimden daha az olan katılım beni gideceğimiz ve belli bir kişi sayısı bildirdiğim yerde Zor durumda bırakır endişelerini sırtıma, gelen dostlarımı da yanıma alıp yola koyuldum. Sultanahmet Camii'nin önünden geçerken hemen yanımda duran güzelliğin daha önce de farkına varmış olmanın burukluğunu hissettim. Birilerinin farkına varmak bazen zor bazen kolay bir eylem olarak değerlendirilebilir. Değer yargıları, yaşam biçimi, insaniyet derecesi insanın etrafındaki çiçeklerin kokularından haberdar olmasını etkiliyor kanaatimce. Daha önce de betimlediğim bazı şeylerin şimdi apaçık gerçeklikler haline dönüşmesi beni abartısız bir sevinç sersemliği içine sokmuş olsa da, gözlerimin baktığı gözlerde annemin gözlerini görmüş olmak ve daha da güzeli o gözlerde kendimi görmek bedenimi sarstı biraz. Kahvaltı sırasında çayımı yudumlarken kafamı çevirdiğimde bana bakan gözlerinle karşılaştığımda sana aşığım demeden günü bitirme ihtimalimin yüksek olmasının üzüntüsünü çekmemek için "ben de…" gibi bir bakış aradım.


Bugüne dair her şeyin bir yalan olduğunu ve hatırladığım tek şeyin iki gözün bana bakarken hissettirdiklerinin kıyaslamasını yaparken, ayrım yapmak isterim.

Bir yanda beni en çok seven ve benim en çok sevdiğim.
Diğer yanda benim en çok sevmek istediğim ve en çok sevilmek istediğim.

İnsanın seçme özgürlüğü olmadan belirli seçenekler arasında dolandırılması, zihnini, aklını ve kalbini köreltiyor sanırım...

Bugün seni gördüğümden beri, bugün gözlerimizin birbirine "ne oldu?" sorusunu sorduğundan beri; senin benim olma ihtimalini düşündükçe ruhumda bir tufan kopuyor. Her şeyi herkesi yok edecek, hayata yeni bir biçim, anlam ve derinlik katacak bir tufan.
Bir gemi yapıyorum aşkım, nereye gideceği belli olmayan, dümeni olmayan bir gemi.

Bilinmezliğe gidiyorum, eşlik etmek ister misin?

25 Nisan 2009 Cumartesi

Sorarlar Bir Gün Sorarlar

rüyaya açılan gözlerimiz
bir doktorun ellerine düşeriz
bazen yokluktan, bir ebenin
birinden olup da onu sevmemek olur mu?
en büyük aşkımızdır annemiz
önce ellerimiz hareket eder
sonra bir de bakmışız ayaklanmışız
dört elle sarılırken hayata
kırılır, üzülür bazen kalplerimiz
sonra adımlarımızı taşırız sokaklara
çocuk olmak koşmak oynamak derdindeyiz
okullar, öğretmenler arkadaşlar ediniriz
bir de bakmşız iş güç sahibiyiz
evleniriz belki,
belki çocuğumuz bile olmaz
tadamayız o sevgiyi
bir gün gelir yoruluruz
ömür bir zaman tüneli,
çıkmak ve girmek sır gibi
bir zaman gelir titrer ellerimiz.
avuçlarımızdan kayıp gider sevdiklerimiz.
yük oluruz bir parça
veya ayak bağı, bağlanmayanından
sabaha uyanışlarımız ve akşamlarımız karışır
hüzün gözlerimizden süzülürken gülümseriz bazen
olmadık yerde nara atarız
ve olmadık yerde sorular sorarız.
uzanıp hayale dalmışken bir gün
bir soru tırmalar kulaklarımızı
hiç akla gelmeyen, hiç sorulmamışından
anne sual edilmez, sorgulanmaz
lakin baba sorulur,
sorarlar;

illaki babası kim diye sorarlar!

4 Nisan 2009 Cumartesi

Yarım Kalanlara İnat

Yarım kalanlara inat
Yarım kalmasın diye
Yarım yazıyorum yine
Yarım dünyamı tamamla diye
Yarım bıraktım seni
Yarım ol diye.

Yarım sen.
Yarimsin sen.

04 Nisan 2009 Cumartesi, 14:02:57

21 Mart 2009 Cumartesi

Ne güzel hayaldin

Söylediklerimden biriydin
Uzak bir yerlerde
Birilerinden saklanan
Birileri gibiydin
Kimseye benzemeyen sözcüklerin
Dansederdi aynı cümlelerde
Göz kırpan ellerin
Kelepçelenmiş avuçların vardı
İçinde ellerimin özlemi olan
Uzun zamandır görmediğim
Özlediğim
Sevdiğim biri gibi baktın bana
Uzun uzun ve sıcacık
Herkesi herşeyi yokettin
Senle benden başka
Kimseye adım attırmadın
Yavaş yavaş yanaştık gözlerimize
Kelepçelerden sıyrılamadı ellerimiz
Uzandık, çok kısa bir zaman
Dokunmadan öpüştük
Seviştik
Koskoca bir şehirde tektik
Birdik
Sen ve bendik
Tüketilemedik.

Sonra gözlerimi açtım dört duvara
Her yanda sen vardın
Senin resimlerinde de ben
Seninle ben
Ne de çabuk unutulduk bir bilsen
Gözlerim ilişti bir sene
Gözlerinde ben vardım
Gözlerinden çekmiştim seni
Bu fotoğraf kalbimin fotoğrafı demiştin
Kalbini benimle mühürlemiştin
Bende seni çok sevmiştim.

Ne güzel hayaldin!

11 Mart 2009 Çarşamba

Öykü - şiir - roman

Bir öykü yazdım roman tadında
Şiirlerle süsledim içini
Anlatmak istedim seni
Cümleler yetmedi
Sustum,
Aşık oldum sana
Ama sen boşver
Sakın beni sevme
Tüketme beni sende
Ne bileyim
Bir şeyler deme mesela
Sus sadece
Aynaya bak arada...
Gördüğün benmiş gibi
Gözlerime bak
Sonra hayal et avuçlarında ellerimi
Sıcacık dokunuşlarla okşa ruhumu
Sessiz duvarlara haykır adımı
Dizimin dibinden ayrılma sakın
Beni terket ama
Kazı adını kalbime
Ama ümitlendirme...

Pehh...

Tam olman gerektiği zamanlarda hep yoksun
Uzun adımların sonunda yokken sen
Yerimde durmak o kadar mantıksız ki
Sana gelmelerim geliyor aklıma
Beraber sabahladığımız geceler
Uyku gözlerinden akarken gözlerinde olmak
Gözlerinde tek görüntü olmak
Gözlerim kapanmadan son seni görmek
Allah'ım bu ne bahtiyarlık
Uyandığımda yanımda olman gibi
Seni uyandırmak gibi
Senin olmak gibi.
Sen gibi
Gibi.
Öle işte...

8 Mart 2009 Pazar

Umut Ettir Yeter

Etrafımda dört dön
Yuvarla düşüncelerimi
Kör kuyulara at beni
Bana benzeyen
Beni yokeden..

Sonra ipleri sal aklıma
Çekip kurtarma beni
Yukarda olduğunu belli et yeter
Bir damla gözyaşı düşür
Karanlık ve kör kuyularıma
Bir damla umut, yağmur gibi
Bir damla seni göster
Benim olma, umut ettir yeter.

08.03.2009
02:14

27 Şubat 2009 Cuma

120

Bir ahh işitti uzaktaki gözler
Yürekleri dağlayan bir ahh
Bin ömür bitti bir ahla
Bin sevda gömüldü toprağa
Acılar çoğaldı, katlandı
Ölenler değildi acıyı çeken
Geride kalanlara miras kalmıştı
Bir örtü kapladı yeryüzünü
Kıpkırmızı
Alkanlara boyandı kanlar
Daha körpecik yürekler
Boylu boyunca serildi toprağa
Adım adım, nokta nokta
Hiç boşluk bırakmadan
Kapladı bütün vatanı toprağını
Şehadetler yankılandı kulaklarda
Ağıtlar yazıldı güngörmemiş
İşitilmemiş
Sırayla dizildiler esas duruşta
Silahlar ellerinde,
Bayrak aşkı kalplerinde
Bin ömür döküldü yollara
Bin ömre saygı için
Bire bin katmak için
Soysuzlara direndiler, kahramanca
Sonuna kadar, amansızca
Bir avuç insandılar
Kötülüklere aşklarıyla karşı koyan
Gereksiz bir savaşın askeriydiler
Gerekli gereksiz şehit edildiler
Gerekli gereksiz yere
En sevdikleriyle karşı karşıya geldiler
Bir ellerinde şehadet şerbeti
Adım adım koştular ölüme
Hiç ölmemek için coştular
Ölmediler, ölmeyecekler.


27.02.2009 / 04:41