12 Ekim 2012 Cuma
Pilli bebek – Fotoğraf' ithafen
Bir şarkı bu kadar çabuk ağlatır
bu kadar içine dokunur insanın
sen yaklaşmaya çalıştıkça uzaklaştırır
sevdiklerinden koparır
hayatın rengarenk olduğunu düşündüğün
en aciz anında tutar kolundan
seni siyah beyaz bir fotoğrafın arka planına atar
değersizleştirir, kıymetsizleştirir
arka fonda ortama uyum sağlamaya çalışırsın
hiç yokmuş gibi
görmemek için gözlerin kapanır
sabretmek için avuçların sıkılır
ve bir ömür ayakta duracağını bilmek
daha güçsüzleştirir halsiz bacaklarını
boynun, yastığından mıdır?
yoksa hep boynu bükük olacağından mıdır
sola yatar
bir küçük emrah bakışı kapalı gözlerinde belirir
pazarda annesini kaybetmiş bir çocuğun
en çaresiz anındaki ifadeler yapışır yüzüne
tiksinirsin
arkanı dönersin her şeye
daha çabuk uyum sağlamak için
ellerini göbek hizanda birleştirip
boynunu hafif öne eğip
özür dilersin, fotoğraftakilerden
ben bu fotoğrafa fon olamam dersin
benim gözlerim gökkuşağı görmeden durmaz
ayaklarım patikaların esiridir
ellerim dostlarımın ellerinden ayrılamaz
kalbim;
ah kalbim atmadan duramaz
sırtımda çok yüküm var ama
ben bu fotoğrafta fon olamam dersin
çeker gidersin
Arkana bile bakmadan.
Pilli bebek – Fotoğraf.. 27.02.2012
2 Ekim 2012 Salı
zil sesi melodisi
Kalabalıktan kaçıp kendime yerleştiğim bir zamanda kapım çalsa.
Kimseyi beklemek bi yana hatta bunu umut bile etmeyen ben,
Umarsızca kapıyı çalanın sen olduğunu bilsem ya hissetsem.
Ellerim ve ayaklarım titrese heyecandan ve uzun zamandır süren bir hasret
Bir kapı gıcırtısıyla son bulsa. ne dersin?
Güzel olmaz mı?
Açsam kapıyı, heyecanım derin bir iç geçirmeyle beraber
bütün vücudumu saran ikiye katlanmış bir üzüntüyle dolsa.
Karanlık merdiven boşluğuna bakıp,
kulaklarım merdivenlerden gelen yankılarda arasa seni
ve ben kapı sesini telefonuna zil sesi yapmış
bir gerizekalıya dönüşebilsem o anda.
Geri dönüp o kendimi mahvettiğim,
hapsettiğim evimdeki kargaşa da kulaklarımı
zil sesine kabartıp dakikalarca arasam telefonumu
ve bulduğumda artık sen kapatmış olsan.
Ve en son araman, beni o gün yirminci arayışın olsa.
Efkardan nasıl sarhoş olacağımı şaşırıp
büyük rakıyı tepeleyip içtiğim o gece
sadece son çalışı duymuş olsam bölük pörçük.
Arama kaydını geçtikten sonra
bir de mesaj simgesi olsa ekranda.
O mesajı atanda sen olsan keşke.
Mesajı açıp, kelimelerin en yumuşak tonlarıyla bana
"Evini ya bulamadım ya da adresi yanlış vermişsin,
zira verdiğin adresteki kapı zilini
çok kere çalmama rağmen açan olmadı.
Seni aradım evde misin diye soracaktım,
son çare mesaj attım cevap vermeyince de eve döndüm." desen.
Ve ben her zamanki alelade tavrımı sergileyip
gecenin bir yarısı düşüp sokaklara
adımlarına basarak kokunu takip edip seni bulsam
Ya da sen çıkıp bir köşeden
Nerde kaldın tatlım desen
Öyle işte..
"Beni unutma, beni unutmak bizi unutmaktır."28 Eylül 2012. saat: 01:05
16 Temmuz 2012 Pazartesi
Bilesin
Yıldızlı bir geceye bakarken seni aradı gözlerim
Gündoğumuna kadar beklemeliyim
Biliyorum, farkettim
Her güne sıcak uyanmak seninle
Her güne yeni bir gün gibi bakmak
Bir kaç kısa zamanda olsa
Utangaçlıklarıma saklanan, umarsız
Biçare ve umutsuz gözlerim
Yüzsüzlüklerime saklanan
İç geçirmelerimin yanında
Sözü edilecek şeyler değiller
Her latifenin içinde aranışlarım
Her katliyama serzenişlerim
Haksızlıklara tahammülsüzlüklerim
Sendendir, bilesin...
16.07.2012
Kendime Dönmelerim
Yorgunluklarım kaçırdı beni hayattan
O yüzdendir eninde sonunda
Koşar adım kendime dönmelerim
Bağlanmak zor uğraşmış
Çok istesem de beceremedim
Ne olur inan bana
Uzak bir yerlere giderken dahi
Sana ulaşmalarım kolay olsun istedim
Yalan yok!
Senin hasretini biraz çekmek
Biraz hasretlik çekmek iyi gelirdi bana
Sonunda sana döndüğümde
Seni unutmak mümkün mü?
Sana seni, bana seni hatırlatan
Özleten onca şey varken
16.07.2012
O yüzdendir eninde sonunda
Koşar adım kendime dönmelerim
Bağlanmak zor uğraşmış
Çok istesem de beceremedim
Ne olur inan bana
Uzak bir yerlere giderken dahi
Sana ulaşmalarım kolay olsun istedim
Yalan yok!
Senin hasretini biraz çekmek
Biraz hasretlik çekmek iyi gelirdi bana
Sonunda sana döndüğümde
Seni unutmak mümkün mü?
Sana seni, bana seni hatırlatan
Özleten onca şey varken
16.07.2012
28 Haziran 2012 Perşembe
Mutsuzluk
Mutsuzluk bir hastalıktır, bazıları isteyerek yakalanır bu hastalığa kimisi istemeden kimi de kaçamaz her ne kadar çok isteseler de. Son zamanlarda anladığım ya da anlamlandırdığım çok şey var. Belki çoğunuza anlamsız gelecek söyleyeceklerim belki ne saçmalıyor bu diyeceksiniz. Haklı da olabilirsiniz ya da bende haklı olabilirim.
Hayatı yaşayış ya da algılayışımız biraz değişik açıkçası. Enteresan yani.
Eski, eksik ya da olumsuz yönleri çokça aklımızı meşgul ederken güzel yanları olabildiğince es geçiyoruz sanki. Şahsım adına şunu diyebilirim ki imrenilecek bir işim, süper bir ailem, muhteşem bir arkadaş çevrem var.
Peki. O zaman neden hala yüzün asık ve neden hiç içtenlikle gülümseyen bir halini göremedik diyebilirsiniz. Haklısınız.
İşte size mutsuzluğu bir hayat biçimi haline getirmiş bir adamın hikayesini yazıyorum. Çok uzun zaman oldu böyle gözlerimin içi gülmeyeli. İnanın bende çok açık ve net bir şekilde halen nedenlerini sorguluyorum. Belki de alışkanlık haline geldi.
Bazı şeyleri, olayların ne kadar dışında gibi gözükseler de bir çok insanla aynı açıdan baktığımızı farkettim. Hayata dair saplantılarımın ya da bana saplantı gibi gelen düşüncelerin aslında sadece bana has özellikler olmadıklarını farkettim mesela. Kendimi en özel hissettiğim şeylerde ne kadar basit ve sığ düşüncelerimin olduğunu, kendimi basit, iğreti hissettiğim şeylerde de ne kadar büyük ya da üstün vasıflara sahip olduğumu anladım.
Bu tatil iyi geldi anlayacağınız.
Sabrıma sabır, insanlığıma insanlık kattım. Gözyaşlarımı tanımadığım bir sürü insan için mutlu mesut yuvalarından ettim. Saçlarımı döktüğüm, kalbimi yorduğum, ömrümden geçip giden yıllara abone olan ama şimdilerde nerede ne yaptıklarına dair en ufak bir fikrim olmayan kadınların bile hayatımda ne kadar önemli olduklarını, bana bugüne kadar kaybettirdikleriyle neler kattıklarını anladım.
Yine de onları fazla aklımda tutmaksızın unutmaya karar verdim. Zira geçmişin yükünü omuzlarımdan inmedikçe geleceğe attığım her adımın beni ancak geriye götüreceğini anladım.
Yeni-lenin...
28 Haziran 2012
02.28/Adrasan/Antalya
Hayatı yaşayış ya da algılayışımız biraz değişik açıkçası. Enteresan yani.
Eski, eksik ya da olumsuz yönleri çokça aklımızı meşgul ederken güzel yanları olabildiğince es geçiyoruz sanki. Şahsım adına şunu diyebilirim ki imrenilecek bir işim, süper bir ailem, muhteşem bir arkadaş çevrem var.
Peki. O zaman neden hala yüzün asık ve neden hiç içtenlikle gülümseyen bir halini göremedik diyebilirsiniz. Haklısınız.
İşte size mutsuzluğu bir hayat biçimi haline getirmiş bir adamın hikayesini yazıyorum. Çok uzun zaman oldu böyle gözlerimin içi gülmeyeli. İnanın bende çok açık ve net bir şekilde halen nedenlerini sorguluyorum. Belki de alışkanlık haline geldi.
Bazı şeyleri, olayların ne kadar dışında gibi gözükseler de bir çok insanla aynı açıdan baktığımızı farkettim. Hayata dair saplantılarımın ya da bana saplantı gibi gelen düşüncelerin aslında sadece bana has özellikler olmadıklarını farkettim mesela. Kendimi en özel hissettiğim şeylerde ne kadar basit ve sığ düşüncelerimin olduğunu, kendimi basit, iğreti hissettiğim şeylerde de ne kadar büyük ya da üstün vasıflara sahip olduğumu anladım.
Bu tatil iyi geldi anlayacağınız.
Sabrıma sabır, insanlığıma insanlık kattım. Gözyaşlarımı tanımadığım bir sürü insan için mutlu mesut yuvalarından ettim. Saçlarımı döktüğüm, kalbimi yorduğum, ömrümden geçip giden yıllara abone olan ama şimdilerde nerede ne yaptıklarına dair en ufak bir fikrim olmayan kadınların bile hayatımda ne kadar önemli olduklarını, bana bugüne kadar kaybettirdikleriyle neler kattıklarını anladım.
Yine de onları fazla aklımda tutmaksızın unutmaya karar verdim. Zira geçmişin yükünü omuzlarımdan inmedikçe geleceğe attığım her adımın beni ancak geriye götüreceğini anladım.
Yeni-lenin...
28 Haziran 2012
02.28/Adrasan/Antalya
27 Haziran 2012 Çarşamba
Görüyor musun?
Görüyor musun?
Neyi diye sorma sakın
Sadece bak,
Ama bakmak için değil,
Görmek için bak
Kimsenin göremediğini
Herkesten sakladığımı
Görmek için bak
Ya da sadece iç geçirmek için
Düşünmeden bak...
Yapabilir misin?
7 Aralık 2011 Çarşamba
Uzak Sevmeler
Çok uzak değiliz aslında
Mesafeler uzaklık belirtisi sayılmaz
Biliyorsun
Eskiler gönüller bir oldu mu?
Mesafeler unutulur derlerdi
Doğrudur.
Ben alıştım sana, hem de çok fazla
Öyle bir alışkanlık ki bu
Her sabah uyandığımda,
Sokaklara çıktığımda,
İşe geldiğimde
Ve her ne yaparsam yapayım
Aklımdasın.
İnsan kavuşamayınca ya da umudu olmadığında
Daha süslü cümleler kuruyormuş
Öğrendim...
Kelimeleri süslemeye gerek yok Sevgilim,
Zira kelimeler
Sana tutulduğumdan beri
Biçare bir vaziyetteler
Durup durup sana ,
Seni seviyorum demelerim bundandır.
Arabesk cümleler kuramıyorum eskisi gibi...
Mesafeler uzaklık belirtisi sayılmaz
Biliyorsun
Eskiler gönüller bir oldu mu?
Mesafeler unutulur derlerdi
Doğrudur.
Ben alıştım sana, hem de çok fazla
Öyle bir alışkanlık ki bu
Her sabah uyandığımda,
Sokaklara çıktığımda,
İşe geldiğimde
Ve her ne yaparsam yapayım
Aklımdasın.
İnsan kavuşamayınca ya da umudu olmadığında
Daha süslü cümleler kuruyormuş
Öğrendim...
Kelimeleri süslemeye gerek yok Sevgilim,
Zira kelimeler
Sana tutulduğumdan beri
Biçare bir vaziyetteler
Durup durup sana ,
Seni seviyorum demelerim bundandır.
Arabesk cümleler kuramıyorum eskisi gibi...
4 Nisan 2011 Pazartesi
Hazine
çok özledim ben,
o yüzden susuyorum sana
ama gene de sana sonu,
sana aşığım, seni seviyorum
gibi kelimeleri kullanmadan
cümle kuramıyorum
zira susuzluğum bir tek sanadır sana
kelimeler,ismini duyunca
aklımda bir fırtına koparıyorlar ...
bir yarış başlıyor,
bir yarışma
en güzelleri birer adım öne çıkıyor
ve sıralanıyorlar adının önüne arkasına
sen olmayınca ya da
beynimi senden muaf tutunca ...
ellerim ayaklarım tutmaz oluyor...
ve kelimeler kayboluyorlar
isminle beraber, durağanlaşıyorum
ve derin bir sessizliğe iniyorum
başım önümde
gelsen;
yavaşça uzatsan elini
işaret parmağını yan çevirip ,
usulca çenemden tutup
kaldırsan başımı
ve gözlerin gözlerimde
senin fotoğrafını çekse
özledim desen...
gel desen...
nereye olduğu belirtecini kullanmadan
hiçbir şey umurumda olmaz...
düşünmem, tutar elinden
arkama bakmadan gelirim...
zira sen benim hayatımın en kıymetli hazinesisin.
o yüzden susuyorum sana
ama gene de sana sonu,
sana aşığım, seni seviyorum
gibi kelimeleri kullanmadan
cümle kuramıyorum
zira susuzluğum bir tek sanadır sana
kelimeler,ismini duyunca
aklımda bir fırtına koparıyorlar ...
bir yarış başlıyor,
bir yarışma
en güzelleri birer adım öne çıkıyor
ve sıralanıyorlar adının önüne arkasına
sen olmayınca ya da
beynimi senden muaf tutunca ...
ellerim ayaklarım tutmaz oluyor...
ve kelimeler kayboluyorlar
isminle beraber, durağanlaşıyorum
ve derin bir sessizliğe iniyorum
başım önümde
gelsen;
yavaşça uzatsan elini
işaret parmağını yan çevirip ,
usulca çenemden tutup
kaldırsan başımı
ve gözlerin gözlerimde
senin fotoğrafını çekse
özledim desen...
gel desen...
nereye olduğu belirtecini kullanmadan
hiçbir şey umurumda olmaz...
düşünmem, tutar elinden
arkama bakmadan gelirim...
zira sen benim hayatımın en kıymetli hazinesisin.
30 Mart 2011 Çarşamba
Rüyamda Bir Melek Gördüm...
rüyamda bir melek gördüm..
kadın silüetinde
bana doğru koştu sarıldı
hadi dedi şimdi gitme vaktidir
bi baktım tek giden ben değilim..
peşinde bir sürü insan..
ne oluyor diye sordum..
acımadan saldırıyorlar dedi
nereye gidiyorsunuz dedim
sınıra doğru kaçıyoruz dedi.
sımsıkı sarıldı, özledim dedi
hadi sende benimle gel
direndim ama gitmemeye değil
onunla kalmaya, ama kabul etmedi
bensiz gidemezler dedi
ama istersen sen kalabilirsin dedi
silahıma davrandım.. yanıma alayım dedim
artık sana kimse zarar veremez dedi
neden ? dedim
ölüler ölmez dedi...
sustum.. gözlerimi açtım...
bir de baktım melek gitmiş, meleğim
bir camdan bakıyordum
dışarıda kimin askeri olduğunu
neden geldiklerini anlamadığım
askerler vardı...
biri başını çevirdi, gözleri
gözlerime dikildi, korktum.
kapadım gözleirmi, perdeyi.
dışardan umarsız bir müzik
inlemeler ve silah sesleri duydum.
sonra arkamı döndüm
evimdeyiz meleğim karşımda
burası benim evim, cennetim
dışarısı da kimsesizlerin evi
cehennem...
kadın silüetinde
bana doğru koştu sarıldı
hadi dedi şimdi gitme vaktidir
bi baktım tek giden ben değilim..
peşinde bir sürü insan..
ne oluyor diye sordum..
acımadan saldırıyorlar dedi
nereye gidiyorsunuz dedim
sınıra doğru kaçıyoruz dedi.
sımsıkı sarıldı, özledim dedi
hadi sende benimle gel
direndim ama gitmemeye değil
onunla kalmaya, ama kabul etmedi
bensiz gidemezler dedi
ama istersen sen kalabilirsin dedi
silahıma davrandım.. yanıma alayım dedim
artık sana kimse zarar veremez dedi
neden ? dedim
ölüler ölmez dedi...
sustum.. gözlerimi açtım...
bir de baktım melek gitmiş, meleğim
bir camdan bakıyordum
dışarıda kimin askeri olduğunu
neden geldiklerini anlamadığım
askerler vardı...
biri başını çevirdi, gözleri
gözlerime dikildi, korktum.
kapadım gözleirmi, perdeyi.
dışardan umarsız bir müzik
inlemeler ve silah sesleri duydum.
sonra arkamı döndüm
evimdeyiz meleğim karşımda
burası benim evim, cennetim
dışarısı da kimsesizlerin evi
cehennem...
Kabul ET...
Sanıyor musun ki unutuyorum seni? Sen unut dedikçe daha çok kazınıyor avuçlarıma adın.. ve her elimi yüzüme sürüşümde sana sarılmış addediyorum kendimi.. parmak izime kazıdım adımı, imza atmıyorum artık her yere parmak basıyorum ki adını herkes bilsin diye.. yokluğun göğsümde derin bir boşluk yaratıyor. ne yapsam dolmuyor, denedim olmuyor işte...
sessiz bir geceye selam çakıp çıkmaz bir sokaktan caddelere atıyorum adımlarımı. sonunda sen olmadığını bile bile adımlar atıyorum, sen diye diye.. ve sen benden uzaklaşmak için çıkmaz bir sokağa atıyorsun kendini, yolu izi nerde olduğu bilinmeyen.
pervasızca saçmalıyorum mütemadi bir hayranlıkla.. ve aklım sadece sana düzgün cümleler betimliyor. kelimeler arka arkaya sadece senin adının peşinden sıralanıyor. güngörmemiş betimlemeler ve güzelliğinin tanımı sıralanıyor peşi sıra. dudaklarım sadece sana konuşuyor, seni seviyorum diye...
senin olmadığın sabahları, akşam sayıyorum ve tersine yaşıyorum herşeyi.. nefesi alıp vermek yerine nefes verip alıyorum, uyum sağlasın diye.
ve sen ey yabancı... kalbimin en yakını, gözlerimin aşınası ve tembelliğimin sebebi. kabul et sen yoksan varolamam...!!!
sessiz bir geceye selam çakıp çıkmaz bir sokaktan caddelere atıyorum adımlarımı. sonunda sen olmadığını bile bile adımlar atıyorum, sen diye diye.. ve sen benden uzaklaşmak için çıkmaz bir sokağa atıyorsun kendini, yolu izi nerde olduğu bilinmeyen.
pervasızca saçmalıyorum mütemadi bir hayranlıkla.. ve aklım sadece sana düzgün cümleler betimliyor. kelimeler arka arkaya sadece senin adının peşinden sıralanıyor. güngörmemiş betimlemeler ve güzelliğinin tanımı sıralanıyor peşi sıra. dudaklarım sadece sana konuşuyor, seni seviyorum diye...
senin olmadığın sabahları, akşam sayıyorum ve tersine yaşıyorum herşeyi.. nefesi alıp vermek yerine nefes verip alıyorum, uyum sağlasın diye.
ve sen ey yabancı... kalbimin en yakını, gözlerimin aşınası ve tembelliğimin sebebi. kabul et sen yoksan varolamam...!!!
18 Ekim 2010 Pazartesi
Bunun anlamı ne?
gördüğüm en güzel rüya
mutluluğum anahtarının sahibi
gönlümü çalan güzel şey
yırtık pırtık ruhumun ilacı
yokluğunda kaybolduğum
balım...
yoksan varolamam!
geceler uzun ve yalnız
yoksun sabaha kadar
düşümde bile hep sen varsın
bunun anlamı nedir?
mutluluğum anahtarının sahibi
gönlümü çalan güzel şey
yırtık pırtık ruhumun ilacı
yokluğunda kaybolduğum
balım...
yoksan varolamam!
geceler uzun ve yalnız
yoksun sabaha kadar
düşümde bile hep sen varsın
bunun anlamı nedir?
5 Ekim 2010 Salı
Bekle-me!
Kalbinin derinlerinde kuytu,
Tenha bir yerde
Tek başıma bekleyeceğim seni,
Belirsiz bir zaman..
Belki yeteri kadar erken
Hatırlayıp bulabilirsen beni,
kaldığımız yerden devam edebiliriz
bizi öldüren aşkımıza..
Tenha bir yerde
Tek başıma bekleyeceğim seni,
Belirsiz bir zaman..
Belki yeteri kadar erken
Hatırlayıp bulabilirsen beni,
kaldığımız yerden devam edebiliriz
bizi öldüren aşkımıza..
29 Eylül 2010 Çarşamba
Sana
sana her bakışımda
gözyaşlarımdaki gökkuşağının
en güzel rengi sen oluyorsun
ve ben çaresizce
parmaklarından dökülen harflerin
sihirli bir cümleyi
kurmasını bekliyorum
..
gözyaşlarımdaki gökkuşağının
en güzel rengi sen oluyorsun
ve ben çaresizce
parmaklarından dökülen harflerin
sihirli bir cümleyi
kurmasını bekliyorum
..
yok
bir kere daha dizlerine yatıp ellerimi avuçlarına bırakıp gözlerine bakıp senin bana baktığından emin olduğumda huzurla gözlerimi kapatıp hayatımın geri kalanında seninle yaşanan bir hayatın hayallerine dalmak için bütün ömrümü feda edebilirim...
28 Eylül 2010 Salı
maybe...
ne evet
ne de hayır
belkilerin çalkantılı yaşamında
sürüklenirken bizler
acı çekişlerimizi zevkle
kibirle ve büyük bir memnuniyet içinde izleyen
siz
sevgisiz seyirciler
sevgiye aç yardıma muhtaç varlıklar
çobana ihtiyaç duyan umarsızlık sürüsü
hep sizin yüzünüzden çektiklerimiz
umursamaz tavırları omuzlayıp
kalbimizin taa derinlerine koyanlar
damarlarımıza saygısızlık ve öfke
sabırsızlık ve nefret enjekte edenler
ayaklarımıza bağ,yemeklerimizde fazla yağ olanlar
bize fazlalıktan başka bir şey olmayan
asalak tavırlı, kaçak dövüşçüler
bugün sizin gününüz de
ama bitti...
ne de hayır
belkilerin çalkantılı yaşamında
sürüklenirken bizler
acı çekişlerimizi zevkle
kibirle ve büyük bir memnuniyet içinde izleyen
siz
sevgisiz seyirciler
sevgiye aç yardıma muhtaç varlıklar
çobana ihtiyaç duyan umarsızlık sürüsü
hep sizin yüzünüzden çektiklerimiz
umursamaz tavırları omuzlayıp
kalbimizin taa derinlerine koyanlar
damarlarımıza saygısızlık ve öfke
sabırsızlık ve nefret enjekte edenler
ayaklarımıza bağ,yemeklerimizde fazla yağ olanlar
bize fazlalıktan başka bir şey olmayan
asalak tavırlı, kaçak dövüşçüler
bugün sizin gününüz de
ama bitti...
5 Eylül 2010 Pazar
İstemiyorum artık
İstemiyorum artık
Hiçbir şey istemiyorum
Vazgeçtim
Bana verilecek olanlar
Benden daha kötü durumda olanlara ...
...Ve ben geçtim artık...
Daha umursamaz daha yüzsüz bir tavrı
Yerleştireceğim bu memnuniyetsz yüzüme
Acımayacağım...
Zira acıya acıya acınacak duruma düştüm..
Hoşgörmeyeceğim kimseyi
Ve tavırları, söylemleri
Affetmeyeceğim...
Kimseyi ve o kimselerin yaptıklarını
Ve umut beslemeyi bırakacağım
Bir ömür nadasa bıraktığım vücudumda
Kalbimi taşlaştıranlara inat
Her fırsatta kafalarına vuracağım taşları..
Kıracağım camdan kalplerini
Ve kan dökeceğim, umurumda olmayacak
Ölenler acı çekenler
Düşkün gördüğümde ağlamayacağım
Gözlerimde her daim hazır bulunan gölcükleri
Sıcak bir yaz mevsiminde kurutacağım...
Ve herkesin köküne kibrit suyu döküp yakacağım..
Özlemeyeceğim kimseyi....
Ve asla affetmeyeceğim beni bu hale getirenleri
"Kaybedilmiş her savaş
Kazanılmış bir mağlubiyettir" demeyeceğim..
Ve artık savaş meydanın da
Ordumun başında olmayacağım
Basit bir asker gibi görünüp
Sadece verilen görevi yerine getireceğim
Kimseye özelmiş gibi davranmayacağım
Özellikle özel olan insanları
Aşağılayıp ayaklarımın altında ezeceğim
Üzeceğim herkesi, seveni, sevmeyeni
İçimdeki çoşkuyu, çoşkun akan
Bir sele kaptıracağım tez zamanda
yanardağlardan daha kuvvetli olan sevgimi
yoksayacağım...
İnsanların yüreklerine korku salacağım
Depremler yaratacağım beyinlerinde
Allak bullak olacaklar
Dağılacaklar, yıkılacaklar, yalnız kalacaklar
Telafisi imkansız çizikler atacağım vücutlarına
Her aynaya baktıklarında beni hatırlayacaklar
Ellerim dokunduğu her yere
Buz gibi bir hava estirecek
Donacaklar yaz sıcağında çaresizce avuçlarımda
Ve muhtaç olacaklar sevgime, hoşgörüme
Ama ben, kaybedilmiş bir çaresizlikle
Affetmeyeceğim kimseyi...
Hiçbir şey istemiyorum
Vazgeçtim
Bana verilecek olanlar
Benden daha kötü durumda olanlara ...
...Ve ben geçtim artık...
Daha umursamaz daha yüzsüz bir tavrı
Yerleştireceğim bu memnuniyetsz yüzüme
Acımayacağım...
Zira acıya acıya acınacak duruma düştüm..
Hoşgörmeyeceğim kimseyi
Ve tavırları, söylemleri
Affetmeyeceğim...
Kimseyi ve o kimselerin yaptıklarını
Ve umut beslemeyi bırakacağım
Bir ömür nadasa bıraktığım vücudumda
Kalbimi taşlaştıranlara inat
Her fırsatta kafalarına vuracağım taşları..
Kıracağım camdan kalplerini
Ve kan dökeceğim, umurumda olmayacak
Ölenler acı çekenler
Düşkün gördüğümde ağlamayacağım
Gözlerimde her daim hazır bulunan gölcükleri
Sıcak bir yaz mevsiminde kurutacağım...
Ve herkesin köküne kibrit suyu döküp yakacağım..
Özlemeyeceğim kimseyi....
Ve asla affetmeyeceğim beni bu hale getirenleri
"Kaybedilmiş her savaş
Kazanılmış bir mağlubiyettir" demeyeceğim..
Ve artık savaş meydanın da
Ordumun başında olmayacağım
Basit bir asker gibi görünüp
Sadece verilen görevi yerine getireceğim
Kimseye özelmiş gibi davranmayacağım
Özellikle özel olan insanları
Aşağılayıp ayaklarımın altında ezeceğim
Üzeceğim herkesi, seveni, sevmeyeni
İçimdeki çoşkuyu, çoşkun akan
Bir sele kaptıracağım tez zamanda
yanardağlardan daha kuvvetli olan sevgimi
yoksayacağım...
İnsanların yüreklerine korku salacağım
Depremler yaratacağım beyinlerinde
Allak bullak olacaklar
Dağılacaklar, yıkılacaklar, yalnız kalacaklar
Telafisi imkansız çizikler atacağım vücutlarına
Her aynaya baktıklarında beni hatırlayacaklar
Ellerim dokunduğu her yere
Buz gibi bir hava estirecek
Donacaklar yaz sıcağında çaresizce avuçlarımda
Ve muhtaç olacaklar sevgime, hoşgörüme
Ama ben, kaybedilmiş bir çaresizlikle
Affetmeyeceğim kimseyi...
29 Ağustos 2010 Pazar
Zaman Zaman
Yavaş yavaş adımladım yolları
Zamanın içinden geçtim
Zamanın süzgecinden geçtim
İnce ince işledim kendimi
Zaman da benden geçtim
Bedenim yaşlanırken zamanla
Ruhum biriktirdi her şeyi kasamda
Yapıştım yakasına terk edenlerin
Zamanla benden geçenlerin
Zamanla unuttuklarımı hatırladım
Zaman zaman üzüldüm bile.
Bir zaman geldi bir zaman
Birçok zaman geçmişti üzerinden
Birçok şey unutulmaya bırakılmıştı
Bırakılmaya mecbur kalmıştık
Bir zaman sonra bir şeyleri
Zamana bırakmayı öğrendik.
05.04.2009 / 00:59
Zamanın içinden geçtim
Zamanın süzgecinden geçtim
İnce ince işledim kendimi
Zaman da benden geçtim
Bedenim yaşlanırken zamanla
Ruhum biriktirdi her şeyi kasamda
Yapıştım yakasına terk edenlerin
Zamanla benden geçenlerin
Zamanla unuttuklarımı hatırladım
Zaman zaman üzüldüm bile.
Bir zaman geldi bir zaman
Birçok zaman geçmişti üzerinden
Birçok şey unutulmaya bırakılmıştı
Bırakılmaya mecbur kalmıştık
Bir zaman sonra bir şeyleri
Zamana bırakmayı öğrendik.
05.04.2009 / 00:59
Ağlama
Seninle ben bir dört duvar
Neden açılmaz kapılar
Ağlamaz mı hiç duvarlar
Biz topraktan doğmadık mı?
Bu da gelir
Bu da geçer
Ağlama gözlerim ağlama.
Senelerim boşa geçti
Ömür hep böylemi bitti
Sana ağıt yakan dilim
Neden gitme diyemedi.
Bu da gelir
Bu da geçer
Ağlama gözlerim ağlama.
Söz : Eyüp ulugöl
Müzik : Göksel Baktagir
Neden açılmaz kapılar
Ağlamaz mı hiç duvarlar
Biz topraktan doğmadık mı?
Bu da gelir
Bu da geçer
Ağlama gözlerim ağlama.
Senelerim boşa geçti
Ömür hep böylemi bitti
Sana ağıt yakan dilim
Neden gitme diyemedi.
Bu da gelir
Bu da geçer
Ağlama gözlerim ağlama.
Söz : Eyüp ulugöl
Müzik : Göksel Baktagir
Zaman dedikleri şey
Zaman dedikleri şey
Bir kaç rakamdan başka bir şey değil
Tabiki bu rakamları saymıyorsanız
Evet evet saymamalısınız.
Siz saydıkça zaman ilerliyor, büyüyor
Ama ömrünüz kısalıyor mütemadiyen
Ümitleriniz azalıyor, sevginiz azalıyor
Ve zamanla kendinize kalıyorsunuz
Kendiniz yetmiyorsunuz kendinize
Bunun farkına varmak çok zor değil
Lakin bu keşmekeşten yara almadan kurtlmak
İşte o çok zor, bilesin
Şimdi sözleri kelimeleri uzatmanın alemi yok
Sende farkındasın çoktandır yazmadım diye
İçimde bir yerlerde bir birikinti konisi
Ya da deve kazanında birikmiş binlerce
Yüzbinlerce gözyaşı suluyor bedenimi
Gözlerimde çaresizliğin, senin resmin var
Arkamda kendimi sağlama almak için
Sırtımı dayadığım duvar
Uzak bir yerleri seçiyorum, olmuyor
Yakın, beni kabul etmiyor
Evim, beni rahat bırakmıyor
Kalbim, beklediğini bekleyemiyor
ve sen, gelmiyorsun artık.
Ne demiştik? Zaman mıydı?
Geçiyor geçmesine
Lakin gel de nasıl geçtiğini
Bir de bana sor?
Sensiz beklemek ne kadar zor
Bekletme artık gel ya hu!
Bir kaç rakamdan başka bir şey değil
Tabiki bu rakamları saymıyorsanız
Evet evet saymamalısınız.
Siz saydıkça zaman ilerliyor, büyüyor
Ama ömrünüz kısalıyor mütemadiyen
Ümitleriniz azalıyor, sevginiz azalıyor
Ve zamanla kendinize kalıyorsunuz
Kendiniz yetmiyorsunuz kendinize
Bunun farkına varmak çok zor değil
Lakin bu keşmekeşten yara almadan kurtlmak
İşte o çok zor, bilesin
Şimdi sözleri kelimeleri uzatmanın alemi yok
Sende farkındasın çoktandır yazmadım diye
İçimde bir yerlerde bir birikinti konisi
Ya da deve kazanında birikmiş binlerce
Yüzbinlerce gözyaşı suluyor bedenimi
Gözlerimde çaresizliğin, senin resmin var
Arkamda kendimi sağlama almak için
Sırtımı dayadığım duvar
Uzak bir yerleri seçiyorum, olmuyor
Yakın, beni kabul etmiyor
Evim, beni rahat bırakmıyor
Kalbim, beklediğini bekleyemiyor
ve sen, gelmiyorsun artık.
Ne demiştik? Zaman mıydı?
Geçiyor geçmesine
Lakin gel de nasıl geçtiğini
Bir de bana sor?
Sensiz beklemek ne kadar zor
Bekletme artık gel ya hu!
24 Şubat 2010 Çarşamba
Parmaklıklar ardında....
Sokağın köşesinden emin adımlarla döndüm. Yaptığım hareketin nelere sebep olacağından habersizce, eceline susamış bir sokak köpeği edasıyla onun bulunduğu kahveye doğru ilerledim. Kahvenin kapısında Kemal abi sigara yasağını çıkaranlara ağır hakaretler savunarak muhtemelen az önce makineden düşürdüğü sigarasını, uzun iç çekişlerle yudumluyordu. Beni gördüğünde gözleri fal taşı gibi açıldı, falımda ölüm vardı. Daha 2 nefes bile zar zor çekilen sigarayı yere atıp hızla içeri daldı. Saniyeler içinde bir feryat figan koptu içerde. Kahve ahalisi kapının önüne çıkmış, beni içeri almamaya uğraşırken terbiyesizler korosunun assolisti arka kapıdan kaçmaya çalışıyordu. Kıvrak bir hareketle kahvenin kapısına yığılan ve beni tutan adamlardan sıyrılıp, sokağın köşesinden, arka sokağa dolanıp kaçağın önünü kestim. Artık kaçacak yeri olmadığını ve ecelden kaçılmayacağını anlayan bu kişiliksiz insan donakaldı karşımda ve kaderine razı olur gibi dizlerinin üzerine çöktü. Her şeye razıymış gibi usulca kafasını kaldırdı ve bana baktı.
İnsan celladına, ölüme neden son kez bakma arzusu duyar ki. Azrail vakti gelince gelirmiş ya! Azrail’e ölüm davetiyesi yollayanlar, onlar ne halt ediyorlar? Onların vaktini kim getirmiş?
Belimden silahımı çektim ve binlerce yıldır sevdiği insana bir gül veriyormuşçasına
Mermiyi namluya yerleştirdim. O kadar mutlu olmuştu ki silahım, uzun zamandır görmediği ve özlediği sevdiğine sarılır gibi sarıldı mermiye. Sımsıkı kavradı sonra. Ve yeni bir hasret için vedalaştılar. O terbiyesiz ise karşımda çaresizce bana bakıyor ve af dileniyordu. Peki ya o hiç affetmiş miydi? Aman dileyene kıyan o değil miydi?
………………………………………………………………………………………………………………………………………….
2 hafta öncesi canlandı gözümde. O kadar terbiyesiz bir insandı ki karşımda yere çökmüş bekleyen, 2 hafta önce tam 2 hafta önce bu saatte 14 yaşındaki bir kız çocuğuna zorla yaptırmıştı. Ve bunu gören sadece bendim, görmez olaydım. Engel olamamıştım, geç kalmıştım biraz da. Bu terbiyesizin zorla yaptırmak istediğini kız yapmak istememiş ama zorlamıştı adam ve genç kız yapmak zorunda kalmıştı. Kızın çaresizce bana bakışı hala gözlerimin önünde. Lakin ben neden o an müdahale edemedim hiç bilmiyorum. Ne kadar da cahilmişim. Kıza öyle bir bakış atmıştım ki “yapmak zorundasın der gibi”. İnsan bazen çok okumuşu bilge sanıyor ya alakası yok. Her şeyin bir bedeli vardı ve bir şeyleri kazanmak için insanlar bir şey feda etmek zorundaydı. Şimdi onun sırası gelmişti. Hem onun sırası hem de fedakarlığın tam zamanı.
Yaşadığı bu olayla zaten yeterince aşağılanan ve gururu kırılan kız bu eziyete ve işkenceye 3 gün dayanabilmişti, 3 gün. 3 gün sonra ölüm haberini aldım. O lanet olası olayı 3 gün rüyamda gördüm her bir anını. Gördüğüm ama görmezden gelmeye çalıştığım anlarını. Artık dayanamıyordum. Midem gördüklerimi kaldıramaz, göz kapaklarım kapanmaz olmuştu. Ne yemek yiyebiliyordum ne de çok sevdiğim çayımı içebiliyordum. Gidip polise anlattım her şeyi bir bir, tane tane… Baş komiser Bey haklı olarak neden gördükten sonra anlatmadığımı sordu? Ona bunu yapan benim en iyi arkadaşım diyemedim… Korktum dedim, panikledim. Ben nerden bilecektim kızın intihar edeceğini. O sorgu ve sual çok sürmedi ve benden sonra da o adamı alıp sorguladılar. Her şeyi inkar etmiş karaktersiz. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış. Dedim ya sorgu çok sürmedi diye… Yalan hem de alası. Karakoldan çıktıktan sonra olayları takip ettim. En yakın arkadaşımın serbest bırakıldığını öğrenince delirdim. İşte asıl sorgu o zaman başladı. Hadi kızın kendini öldürmesi bir nebze de olsa benim suçum değildi lakin bu adamın bu kadar adi bir suç işleyip de serbest dolaşması işte benim suçum buydu. Kendime yediremedim bunu. Günlerce düşündüm ne yapmalıyım diye. En yakın arkadaşlarıma bile anlatamadım bu durumu. Artık patlamak üzereydim ve dayanamıyordum. Kararımı verdim hem kendi hatamı telafi edecek hem de kendi adaletimi kendim sağlayacaktım. Baba yadigarını aldım akşam ezanı saatiydi. Tam çıkıyordum ezan okundu. Abdest alıp namazımı kıldım. Ve dua ettim bol bol. Daha günahı işlemeden tövbeye başlamıştım bile. Sonra her zaman takıldığımız kahveye doğru ağır ve kararlı adımlarla yürüdüm.
Sokağın köşesinden emin adımlarla döndüm. Yaptıklarımın neye sebep olacağının farkında mıydım bilmiyorum…
Ve şimdi tam önümde olması gerektiği yerde ve ecelini bekliyor. Çok az kaldı dedim içimden sabret. Senin o küçücük masum kıza çektirdiğin acıyı sana çektirmeyeceğim. Gözlerinden bir pişmanlık şeridi geçti. Sonra genç kızın gözleri. O kadar acılıydı ki dayanamadım. Gözlerim nemlendi. Silahı sol elime alıp sağ elimle sildim gözyaşlarımı. İçimden dedim ki bir insana nasıl yapılır bu. Bir insan buna neden zorlanır. Aklım almıyordu bu olanları. Düşünüyordum, taşınıyordum yok. Anlamıyordum. 21. Yüzyılda hala nasıl böyle şeyler olabilirdi. Bir öğretmen öğrencisine nasıl yapardı bunu. Bir öğretmen bir öğrencisine neden zorla kitap okutmaya çalışmıştı hiç anlamamıştım. Tetiğe bastım, o öldü. Kendime sıkacak cesareti bulamamıştım. Baba yadigarımı bir mermisine daha hasret bırakmaya, çifte kumruları ayırmaya kıyamamıştım. Şimdi bunları parmaklıklar ardından yazıyorum. Umarım bir hocanız bunu size zorla okutur diye...
.......eyüp ulugöl.....................19 Kasım 2009 Perşembe, 22:40:02..........
İnsan celladına, ölüme neden son kez bakma arzusu duyar ki. Azrail vakti gelince gelirmiş ya! Azrail’e ölüm davetiyesi yollayanlar, onlar ne halt ediyorlar? Onların vaktini kim getirmiş?
Belimden silahımı çektim ve binlerce yıldır sevdiği insana bir gül veriyormuşçasına
Mermiyi namluya yerleştirdim. O kadar mutlu olmuştu ki silahım, uzun zamandır görmediği ve özlediği sevdiğine sarılır gibi sarıldı mermiye. Sımsıkı kavradı sonra. Ve yeni bir hasret için vedalaştılar. O terbiyesiz ise karşımda çaresizce bana bakıyor ve af dileniyordu. Peki ya o hiç affetmiş miydi? Aman dileyene kıyan o değil miydi?
………………………………………………………………………………………………………………………………………….
2 hafta öncesi canlandı gözümde. O kadar terbiyesiz bir insandı ki karşımda yere çökmüş bekleyen, 2 hafta önce tam 2 hafta önce bu saatte 14 yaşındaki bir kız çocuğuna zorla yaptırmıştı. Ve bunu gören sadece bendim, görmez olaydım. Engel olamamıştım, geç kalmıştım biraz da. Bu terbiyesizin zorla yaptırmak istediğini kız yapmak istememiş ama zorlamıştı adam ve genç kız yapmak zorunda kalmıştı. Kızın çaresizce bana bakışı hala gözlerimin önünde. Lakin ben neden o an müdahale edemedim hiç bilmiyorum. Ne kadar da cahilmişim. Kıza öyle bir bakış atmıştım ki “yapmak zorundasın der gibi”. İnsan bazen çok okumuşu bilge sanıyor ya alakası yok. Her şeyin bir bedeli vardı ve bir şeyleri kazanmak için insanlar bir şey feda etmek zorundaydı. Şimdi onun sırası gelmişti. Hem onun sırası hem de fedakarlığın tam zamanı.
Yaşadığı bu olayla zaten yeterince aşağılanan ve gururu kırılan kız bu eziyete ve işkenceye 3 gün dayanabilmişti, 3 gün. 3 gün sonra ölüm haberini aldım. O lanet olası olayı 3 gün rüyamda gördüm her bir anını. Gördüğüm ama görmezden gelmeye çalıştığım anlarını. Artık dayanamıyordum. Midem gördüklerimi kaldıramaz, göz kapaklarım kapanmaz olmuştu. Ne yemek yiyebiliyordum ne de çok sevdiğim çayımı içebiliyordum. Gidip polise anlattım her şeyi bir bir, tane tane… Baş komiser Bey haklı olarak neden gördükten sonra anlatmadığımı sordu? Ona bunu yapan benim en iyi arkadaşım diyemedim… Korktum dedim, panikledim. Ben nerden bilecektim kızın intihar edeceğini. O sorgu ve sual çok sürmedi ve benden sonra da o adamı alıp sorguladılar. Her şeyi inkar etmiş karaktersiz. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış. Dedim ya sorgu çok sürmedi diye… Yalan hem de alası. Karakoldan çıktıktan sonra olayları takip ettim. En yakın arkadaşımın serbest bırakıldığını öğrenince delirdim. İşte asıl sorgu o zaman başladı. Hadi kızın kendini öldürmesi bir nebze de olsa benim suçum değildi lakin bu adamın bu kadar adi bir suç işleyip de serbest dolaşması işte benim suçum buydu. Kendime yediremedim bunu. Günlerce düşündüm ne yapmalıyım diye. En yakın arkadaşlarıma bile anlatamadım bu durumu. Artık patlamak üzereydim ve dayanamıyordum. Kararımı verdim hem kendi hatamı telafi edecek hem de kendi adaletimi kendim sağlayacaktım. Baba yadigarını aldım akşam ezanı saatiydi. Tam çıkıyordum ezan okundu. Abdest alıp namazımı kıldım. Ve dua ettim bol bol. Daha günahı işlemeden tövbeye başlamıştım bile. Sonra her zaman takıldığımız kahveye doğru ağır ve kararlı adımlarla yürüdüm.
Sokağın köşesinden emin adımlarla döndüm. Yaptıklarımın neye sebep olacağının farkında mıydım bilmiyorum…
Ve şimdi tam önümde olması gerektiği yerde ve ecelini bekliyor. Çok az kaldı dedim içimden sabret. Senin o küçücük masum kıza çektirdiğin acıyı sana çektirmeyeceğim. Gözlerinden bir pişmanlık şeridi geçti. Sonra genç kızın gözleri. O kadar acılıydı ki dayanamadım. Gözlerim nemlendi. Silahı sol elime alıp sağ elimle sildim gözyaşlarımı. İçimden dedim ki bir insana nasıl yapılır bu. Bir insan buna neden zorlanır. Aklım almıyordu bu olanları. Düşünüyordum, taşınıyordum yok. Anlamıyordum. 21. Yüzyılda hala nasıl böyle şeyler olabilirdi. Bir öğretmen öğrencisine nasıl yapardı bunu. Bir öğretmen bir öğrencisine neden zorla kitap okutmaya çalışmıştı hiç anlamamıştım. Tetiğe bastım, o öldü. Kendime sıkacak cesareti bulamamıştım. Baba yadigarımı bir mermisine daha hasret bırakmaya, çifte kumruları ayırmaya kıyamamıştım. Şimdi bunları parmaklıklar ardından yazıyorum. Umarım bir hocanız bunu size zorla okutur diye...
.......eyüp ulugöl.....................19 Kasım 2009 Perşembe, 22:40:02..........
Deniz
Gözümden sakındığım gözlerini
Dikmişken benden habersiz
Uzakta bir yerlere,
Hüzünlü bakışlar atmaktasın ya şimdi..
Her telefon çalışında eskiye dair
Bazen hüzünlü bazen mutlu
Anıların canlanıyor ya kafanda...
Ve her seni seviyorum deyişinde
Çaresizce iltifatlarımla mahçup oluyorsun
Ve elinden bir şey gelmiyor ya...
Gözlerini gözlerimden,
Yüzünden gülümsemeni eksik etme,
Sen gül, ben bülbül olurum...
.....................eyüp ulugöl............20 Ekim 2009 Salı, 00:04:38.....
Dikmişken benden habersiz
Uzakta bir yerlere,
Hüzünlü bakışlar atmaktasın ya şimdi..
Her telefon çalışında eskiye dair
Bazen hüzünlü bazen mutlu
Anıların canlanıyor ya kafanda...
Ve her seni seviyorum deyişinde
Çaresizce iltifatlarımla mahçup oluyorsun
Ve elinden bir şey gelmiyor ya...
Gözlerini gözlerimden,
Yüzünden gülümsemeni eksik etme,
Sen gül, ben bülbül olurum...
.....................eyüp ulugöl............20 Ekim 2009 Salı, 00:04:38.....
17 Şubat 2010 Çarşamba
Talihsiz
dönersin,
kıyısından köşesinden hayatın,
köşeyi döndüm sanırsın...
karanlık bir sokağa düşer adımların...
içinde korkuyla karışık bir heyecan belirir...
kalbin göğüs kafesinden fırlar avuçlarına...
ölmezsin ama sürünürsün...
yanarsın,
belli belirsiz bir ateşin
ürkek ateşlerinde kavrulursun...
kırmızı bir sonsuza kapanır gözlerin...
içinde sıcakla beraber soğuk bir anı kalır
ruhun teninden ayrılıp uzanır semaya...
ölmezsin ama kavrulursun...
..................eyüp ulugöl..........18.02.2010.... 01:44 a.m
kıyısından köşesinden hayatın,
köşeyi döndüm sanırsın...
karanlık bir sokağa düşer adımların...
içinde korkuyla karışık bir heyecan belirir...
kalbin göğüs kafesinden fırlar avuçlarına...
ölmezsin ama sürünürsün...
yanarsın,
belli belirsiz bir ateşin
ürkek ateşlerinde kavrulursun...
kırmızı bir sonsuza kapanır gözlerin...
içinde sıcakla beraber soğuk bir anı kalır
ruhun teninden ayrılıp uzanır semaya...
ölmezsin ama kavrulursun...
..................eyüp ulugöl..........18.02.2010.... 01:44 a.m
10 Şubat 2010 Çarşamba
O ve BEN
O,
Issız bir sokaktaki
Yalnız bir kaydıraktır
Bense yaramaz bir çocuk
Ne olacakmış canıma minnet
Benim işim kaymaktır.
.........................eyüp ulugöl......10.10.2009... 17:45
Issız bir sokaktaki
Yalnız bir kaydıraktır
Bense yaramaz bir çocuk
Ne olacakmış canıma minnet
Benim işim kaymaktır.
.........................eyüp ulugöl......10.10.2009... 17:45
7 Şubat 2010 Pazar
Özlerim Seni
gözyaşı silerim boş zamanlarımda
temizlerim gönlümdeki kalan kırıntıları
izlerim senden kalan fotoğrafları
gizlerim senli benli güzel hatıraları
dizlerim çözülmez sana giden yollara
özlerim seni....
hatırasız aşkımız kalacak bir köşede
yaşadık herşeyi iki arada bir derede
sevincim kaldı senin yeşil gözlerinde
hüznüm boğar beni, ölürüm her gece de
her cümlede iki kelime bir hecede
özlerim seni..
.....................................eyüp ulugöl....07.07.2010.....23:59..........
temizlerim gönlümdeki kalan kırıntıları
izlerim senden kalan fotoğrafları
gizlerim senli benli güzel hatıraları
dizlerim çözülmez sana giden yollara
özlerim seni....
hatırasız aşkımız kalacak bir köşede
yaşadık herşeyi iki arada bir derede
sevincim kaldı senin yeşil gözlerinde
hüznüm boğar beni, ölürüm her gece de
her cümlede iki kelime bir hecede
özlerim seni..
.....................................eyüp ulugöl....07.07.2010.....23:59..........
2 Şubat 2010 Salı
14 şubat
mevzu şudur ki;
yalnız olmamak değil,
gönlünü gönlünde taşıyan
gözlerinde gözlerini gördüğün,
avuçlarında ısındığın,
ufacık kalbine sığdığın
sana kızdığında tuzla buz olduğun
hasretine dayanamadığın
görmeden duramadığın
özlemekten zevk aldığın
sevmekten bıkmadığın biri
ya da
sevdikçe sevesin gelesi
yanakları, dudakları öpülesi
uğruna ömür verilesi
vs.... vs...
mevzu işte budur...
işte hepsi bu!
eyüp ulugöl .02.02.2010 - 02:02
yalnız olmamak değil,
gönlünü gönlünde taşıyan
gözlerinde gözlerini gördüğün,
avuçlarında ısındığın,
ufacık kalbine sığdığın
sana kızdığında tuzla buz olduğun
hasretine dayanamadığın
görmeden duramadığın
özlemekten zevk aldığın
sevmekten bıkmadığın biri
ya da
sevdikçe sevesin gelesi
yanakları, dudakları öpülesi
uğruna ömür verilesi
vs.... vs...
mevzu işte budur...
işte hepsi bu!
eyüp ulugöl .02.02.2010 - 02:02
30 Ocak 2010 Cumartesi
Ben Gitmeden Gel İşte
ben gitmeden gel işte...
her köşeden dönüşümde
arkamda ayak seslerin var
ve her geriye dönüşümde
seni arayan gözlerim
uzak bir yerlere umutsuzca bakan
bütün uzaklıkları ve engelleri kaldıran
görmüyor musun işte?
tam önünden geçiyorum...
başını çevir, aç gözlerini biraz
sıcaklığın başımı döndürüyor
nereye baksam seni görüyor
her konuşanı sen sanıyorum...
sen sus,
ayak seslerin konuşsun
bitsin,
bu özlem yetti artık...
eyüp ulugöl..............31.01.2010.... 01:58
her köşeden dönüşümde
arkamda ayak seslerin var
ve her geriye dönüşümde
seni arayan gözlerim
uzak bir yerlere umutsuzca bakan
bütün uzaklıkları ve engelleri kaldıran
görmüyor musun işte?
tam önünden geçiyorum...
başını çevir, aç gözlerini biraz
sıcaklığın başımı döndürüyor
nereye baksam seni görüyor
her konuşanı sen sanıyorum...
sen sus,
ayak seslerin konuşsun
bitsin,
bu özlem yetti artık...
eyüp ulugöl..............31.01.2010.... 01:58
15 Ocak 2010 Cuma
karalama defteri 3
Çakın
Vurmuşsam dibine hayatın,
Bırakın
Sonunda olacaksa yerleşik bir hayatım,
Sakın
Ucundan tutmasın kimse saçımın,
Yakın
Ve gökyüzüne çıkmasın kimse,
Bakın
Bimseyi unutmayın, unutturmayın...
Vurmuşsam dibine hayatın,
Bırakın
Sonunda olacaksa yerleşik bir hayatım,
Sakın
Ucundan tutmasın kimse saçımın,
Yakın
Ve gökyüzüne çıkmasın kimse,
Bakın
Bimseyi unutmayın, unutturmayın...
14 Ocak 2010 Perşembe
karalama defteri 2
Gölgesiz ruhlar peşinde adımlarımız
Ve isyan edemeyen düşüncelerimizle
Kapıya vurduk, kapıya dokunduk,
Hissetme çabasındaki avuçlarımızla.
Bir adım kalmış diye düşünürken sona,
İlk adımların farkına vardık.
Yol bitmez, yolcu bitmez,
Sadece ömür biter diye tezahüratlar yaparken
Sırtımız dönük hayata,
Bir de baktık ömür bitmiş uzanmışız toprağa...
Ve isyan edemeyen düşüncelerimizle
Kapıya vurduk, kapıya dokunduk,
Hissetme çabasındaki avuçlarımızla.
Bir adım kalmış diye düşünürken sona,
İlk adımların farkına vardık.
Yol bitmez, yolcu bitmez,
Sadece ömür biter diye tezahüratlar yaparken
Sırtımız dönük hayata,
Bir de baktık ömür bitmiş uzanmışız toprağa...
karalama defteri 1
Sen doğan güneşi selamlarken,
Fonda bir ses çınlar kulaklarında.
Ruhun bedenine dar gelirken
Gözlerin kapanmaz açıldığında
Anlayamaz aklın sınırlarıyla
Titriyor konuşurken ağzında nefes
Çırpınır masum bir güversin avuçlarında....
Fonda bir ses çınlar kulaklarında.
Ruhun bedenine dar gelirken
Gözlerin kapanmaz açıldığında
Anlayamaz aklın sınırlarıyla
Titriyor konuşurken ağzında nefes
Çırpınır masum bir güversin avuçlarında....
13 Aralık 2009 Pazar
BağlanMayacaksın Demeseydin Keşke...
Gözlerim kayıyor
Odamın bir kuytu köşesine
Ve yatağımda
Derin bir "sen" boşluğu hissediyorum
Sana sarılmak için açılmış kollarım
Yastığımda teselli bulmaya çalışıyor
Ne kadar da dolmuşsun içime!
Ve ben ne kadar alışmışım
Senli biçimime...
Soğuk yorgan kaplıyor bedenimi
Titriyor ellerim mütemadiyen
Aynı seni düşündüğümdeki sesim gibi
Sıcaklığın alışmış bedenime
Bir titreme yayılıyor senden bana
İrkiliyorum boşlukta
Ve içten içe "azrail yokladı" diyorum
Sonra usulca toparlanıyorum
Sanki daha doğmamış bir bebek gibi
Isınmak için, sen varmış gibi sarmalanıyorum
Gözlerinde kaybettiğim gözlerim
Kapanmıyorlar boşluğa
Sakince anlam veremediği karanlığı süzüyor
Netleştriyor sensiz odamı usulca....
Bağıl neme ulaşmış bulutlarımdan
Yastığıma hasret damlaları döküyorum
Sessizce, susuyorum, kanamıyorum
Kalbime bir isyan bayrağı çekiliyor
Ve haykırıyor Can Yücel üstada
Hani diyor ya üstad; "Bağlanmayacaksın" diye
Üzgünüm,
Özlüyorum ama bağlandım diyorum....
13.12.2009 / 03:13
Odamın bir kuytu köşesine
Ve yatağımda
Derin bir "sen" boşluğu hissediyorum
Sana sarılmak için açılmış kollarım
Yastığımda teselli bulmaya çalışıyor
Ne kadar da dolmuşsun içime!
Ve ben ne kadar alışmışım
Senli biçimime...
Soğuk yorgan kaplıyor bedenimi
Titriyor ellerim mütemadiyen
Aynı seni düşündüğümdeki sesim gibi
Sıcaklığın alışmış bedenime
Bir titreme yayılıyor senden bana
İrkiliyorum boşlukta
Ve içten içe "azrail yokladı" diyorum
Sonra usulca toparlanıyorum
Sanki daha doğmamış bir bebek gibi
Isınmak için, sen varmış gibi sarmalanıyorum
Gözlerinde kaybettiğim gözlerim
Kapanmıyorlar boşluğa
Sakince anlam veremediği karanlığı süzüyor
Netleştriyor sensiz odamı usulca....
Bağıl neme ulaşmış bulutlarımdan
Yastığıma hasret damlaları döküyorum
Sessizce, susuyorum, kanamıyorum
Kalbime bir isyan bayrağı çekiliyor
Ve haykırıyor Can Yücel üstada
Hani diyor ya üstad; "Bağlanmayacaksın" diye
Üzgünüm,
Özlüyorum ama bağlandım diyorum....
13.12.2009 / 03:13
18 Kasım 2009 Çarşamba
Şimdi Doldu Gözlerim
Şimdi doldu gözlerim
Bir sabah bir akşam olur farkedilmez
Uyumadan ben hep seni özlerim
Süzülür gözyaşım gözümden
Dudaklarımda nefeslenir yorulursa
Usulca döner köşesinden çenemin
Kaybolur kıyafetimin dokularında...
Ben her seferinde yeni damlalar bırakırım
Avuçlarına, hıçkırırım
Sessizce kimse duymasın diye
Saklanırım gamzelerine
Sen üzülme görmesinler beni sende diye
Saçma sapan espriler yaparım
Hatta bazen kalbini kırarım yerli yersiz
Üzülürüm içten içe ama
Çaresiz gene üzerim seni ve diğerlerini
Sadece biraz düşünün diye
Bunları yazmak kolay değil inan
Hele ki peş peşe dizmek kelimeleri
Gözleri yaşlıyken
Sırayı bozmadan ve düzenli şekillerde
Belirgin bir anlamı olsun diye uğraşırken
Kelime kargaşası yaratıp
Kafalarda soru işaretleri, ünlemler oluşturmak
Her kelimeden farklı bir anlam
Her cümlede bir kalbin sancısını
Damarlarınıza gömmek zor iş
Beni her okuduğunda kalbin titresin diye
Damardan giren sözcükler kullanmak ya da
Yüzük parmağına temas etme çabası
Zor iş be…
Şimdilerde seni özlemiyorum bile
Seni özlemeyi bile özledim desem
Günden güne uzaklaşıyorsun
Yakınlaşma çabası göstermeden
Her gün bir adım atıyorsun benden uzağa
Nedeni bilinmeden atılmış
Arkada bıraktıklarını umursamaz bir hızla
Uzak bir yere gidiyorsun…
Kürkçü dükkanında görüşmek dileğiyle
Yuvarlak dünyadan sevgilerimle…
Bir sabah bir akşam olur farkedilmez
Uyumadan ben hep seni özlerim
Süzülür gözyaşım gözümden
Dudaklarımda nefeslenir yorulursa
Usulca döner köşesinden çenemin
Kaybolur kıyafetimin dokularında...
Ben her seferinde yeni damlalar bırakırım
Avuçlarına, hıçkırırım
Sessizce kimse duymasın diye
Saklanırım gamzelerine
Sen üzülme görmesinler beni sende diye
Saçma sapan espriler yaparım
Hatta bazen kalbini kırarım yerli yersiz
Üzülürüm içten içe ama
Çaresiz gene üzerim seni ve diğerlerini
Sadece biraz düşünün diye
Bunları yazmak kolay değil inan
Hele ki peş peşe dizmek kelimeleri
Gözleri yaşlıyken
Sırayı bozmadan ve düzenli şekillerde
Belirgin bir anlamı olsun diye uğraşırken
Kelime kargaşası yaratıp
Kafalarda soru işaretleri, ünlemler oluşturmak
Her kelimeden farklı bir anlam
Her cümlede bir kalbin sancısını
Damarlarınıza gömmek zor iş
Beni her okuduğunda kalbin titresin diye
Damardan giren sözcükler kullanmak ya da
Yüzük parmağına temas etme çabası
Zor iş be…
Şimdilerde seni özlemiyorum bile
Seni özlemeyi bile özledim desem
Günden güne uzaklaşıyorsun
Yakınlaşma çabası göstermeden
Her gün bir adım atıyorsun benden uzağa
Nedeni bilinmeden atılmış
Arkada bıraktıklarını umursamaz bir hızla
Uzak bir yere gidiyorsun…
Kürkçü dükkanında görüşmek dileğiyle
Yuvarlak dünyadan sevgilerimle…
17 Kasım 2009 Salı
Biraz Boş Yere Harcanmışım Gibime Geliyor...
Biraz boşa harcanmışım gibi geliyor
Gereksiz yere gereksiz yerlerde
Ömrüm ellerimde kayıp gidiyor
Elimde olmayan nedenlerle
Bir sabah güneşine bakarken
Bir uzun yola çıkmışım gidercesine
Sessizce yol aldığını zannederken
Öylece oturmuşum bir şey beklercesine
İnsan bir sürü şey düşünüp
Hiç bir şey yapamayınca
Çok şey yapmış olduğunu zannedip
Elinde hiçbir şey olmayınca
Tedirgin oluyor biraz...
Biraz da şaşkın...
Binlerce kilometre gittiğini sanıp
İnmek istediğinde
bindiğin yerde olduğunu anlamak
Zor be…
Tükendim, tüketildim, eskitildim biraz
Herkese yeten ben kendime eksik kalıyorum
Biraz boşa harcanmışım gibime geliyor
Biraz fazla harcanmışım gibime geliyor
Nedensiz ve boş yere
Ucuz zamanlarda yok yere
Kıymetli bir şey için değil
Aksine değmeyecek şeyler için çok kere
Tükendim ve salındım kendime
Asıldım boynumdan bedenime
Ayaklarım yere basmaz oldu
Birilerinin kucağında büyüyemedik mi ne?
Gereksiz yere gereksiz yerlerde
Ömrüm ellerimde kayıp gidiyor
Elimde olmayan nedenlerle
Bir sabah güneşine bakarken
Bir uzun yola çıkmışım gidercesine
Sessizce yol aldığını zannederken
Öylece oturmuşum bir şey beklercesine
İnsan bir sürü şey düşünüp
Hiç bir şey yapamayınca
Çok şey yapmış olduğunu zannedip
Elinde hiçbir şey olmayınca
Tedirgin oluyor biraz...
Biraz da şaşkın...
Binlerce kilometre gittiğini sanıp
İnmek istediğinde
bindiğin yerde olduğunu anlamak
Zor be…
Tükendim, tüketildim, eskitildim biraz
Herkese yeten ben kendime eksik kalıyorum
Biraz boşa harcanmışım gibime geliyor
Biraz fazla harcanmışım gibime geliyor
Nedensiz ve boş yere
Ucuz zamanlarda yok yere
Kıymetli bir şey için değil
Aksine değmeyecek şeyler için çok kere
Tükendim ve salındım kendime
Asıldım boynumdan bedenime
Ayaklarım yere basmaz oldu
Birilerinin kucağında büyüyemedik mi ne?
7 Kasım 2009 Cumartesi
Gözlerinden Anlarım
Gözlerinden anlarım gitmelerini
Bir uzak şehirde beklemelerini
İçimde bir yerlerde sakladığım
Yalnız bir kovboydun sen
Belki bir gün gittiğim
Gitmeyeceğim bir yerde rastlamayı
Tanışmayı umduğum,
Şimdi gene yollardayım
Bir yerlerde seni bulurum umuduyla
Sürükleniyorum sana
Hüzün dalgalarında savrulan bedenim
Daha fazla katlanamıyor böyle
Uzakta, hasret, yalnız
Gözbebeklerimde büyüttüğüm
Rüyalarımda görüştüğüm
Hayallerimde kavuştuğum
Sevgilim…
Bilinmemek ve tanınmamak adına
Saklanıyorum sende,
Sensizlikle
Ne seni bilsinler istiyorum
Ne de benim seni sevdiğimi
Parmak ucunda yürüyorum bedeninde
Bir bıçak sırtı sevişmelerin
Yeni ayrılıklara ve yeni sevişlere gebe
Uçurumlar sunuyor sevdan
Korkmadan atlanmak istenen
Umarsız bir hayasızlıkla sarılıyorum
Arsız, pürüzsüz bedenine
Görmek istemiyor gözlerim senden başkasını
Dokunmak öpmek ne güzel şey
Bitsin istemiyorum,
Bitmek istemiyorum
Gitmek istemiyorum senden
Sevmelerinden
Her öpüşümde dudaklarım kızarıyor
Yüzümdeki arsızlık dudaklarıma yansımıyor
Her sarılışında tüylerin diken diken oluyor
Saplanıyor bedenime birleşiyor
Bütün oluyor eksiksiz
Na-mahremsiz ve edepsiz
Görgüsüz davranışlarına göz yumuyorum
Kapanıyorum kendi içime
Bir damla gözyaşım akıyor
Susamıyorum sana susarken...
Bir uzak şehirde beklemelerini
İçimde bir yerlerde sakladığım
Yalnız bir kovboydun sen
Belki bir gün gittiğim
Gitmeyeceğim bir yerde rastlamayı
Tanışmayı umduğum,
Şimdi gene yollardayım
Bir yerlerde seni bulurum umuduyla
Sürükleniyorum sana
Hüzün dalgalarında savrulan bedenim
Daha fazla katlanamıyor böyle
Uzakta, hasret, yalnız
Gözbebeklerimde büyüttüğüm
Rüyalarımda görüştüğüm
Hayallerimde kavuştuğum
Sevgilim…
Bilinmemek ve tanınmamak adına
Saklanıyorum sende,
Sensizlikle
Ne seni bilsinler istiyorum
Ne de benim seni sevdiğimi
Parmak ucunda yürüyorum bedeninde
Bir bıçak sırtı sevişmelerin
Yeni ayrılıklara ve yeni sevişlere gebe
Uçurumlar sunuyor sevdan
Korkmadan atlanmak istenen
Umarsız bir hayasızlıkla sarılıyorum
Arsız, pürüzsüz bedenine
Görmek istemiyor gözlerim senden başkasını
Dokunmak öpmek ne güzel şey
Bitsin istemiyorum,
Bitmek istemiyorum
Gitmek istemiyorum senden
Sevmelerinden
Her öpüşümde dudaklarım kızarıyor
Yüzümdeki arsızlık dudaklarıma yansımıyor
Her sarılışında tüylerin diken diken oluyor
Saplanıyor bedenime birleşiyor
Bütün oluyor eksiksiz
Na-mahremsiz ve edepsiz
Görgüsüz davranışlarına göz yumuyorum
Kapanıyorum kendi içime
Bir damla gözyaşım akıyor
Susamıyorum sana susarken...
2 Kasım 2009 Pazartesi
Bana Bu Kadar BenzemeSeydin Keşke
sen giderken,
ben eksiliyorum gözlerimden.
ışığı ayarlamaya yarayan
aptal otomatlardan birisini
sola doğru eğiyor arkandan biri.
bayağı kısılıyor ışık,
gözlerim karanlığa alışamadan
ben sensizliğe alışmaya başlıyorum.
sen giderken ,
arkandan çatal bıçak,
sevmediğim yumurta kokusu,
öylece bakıyorlar kahvaltı masasında.
sen giderken ,
benden eksiliyor yalnızlığın bakiyesi.
hesaplarım açık kalıyor,
yorganım kısa.
hep bir ayak üşümesi.
dokunulmasına müsaade ettiğim
en huylandığım yerim,
onlar gidiyorlar
sen giderken,
düşünülemez zaten tersi.
bakıyorum da
zaten pek çok şeye izin verişim de
gidiyor seninle birlikte.
izin kağıtlarını yırtıyor komutan.
aklımın askerliği yanmak üzere.
sen giderken ,
tuhaf bir gülme hissi geliyor,
içimdeki cenaze evinde.
ayıp olmasın diye banyoya koşuyorum.
içimde hep aynı şarkı.
gidiyorum bütün aşklar yüreğimde.
gitmek bağıldır,
sen giderken,
aslında en çok
ben gidiyorum geçmişime.seni bulduğum yere
şimdi yeniden
bir şeyleri düzeltmeye çalışacağım ardından,
sen giderken,
bunların farkında bile değilken.
şimdi yeniden sabah heyecanlarımı özleyeceğim
koşar adım gelişlerimi
aynada kendimi görmek için uğraşacağım
seni yokluğuna alışarak.
sen giderken,
öyle boş boş bakacağım ardından,
laptopta pazarda bulduğumuz,senin çok sevdiğin cacık fotoğrafı
yaramaz dediğimiz kerata,uzaklarda bir yerlerde
ağlayacak gidişine benim yerime.
kolay sever çok zor unuturum...
02.11.2009/17:44
1 Kasım 2009 Pazar
KavuşAman KavuşAman
Ben bahtımın payesine
Şu derdimin çaresine
Şu kalbimin yarenine
Kavuşamam kavuşamam....
Gözlerim hep yolda kalır
Belki bir gün döner sanır
Gönlüm hatırlarıyla avunur
Kavuşamam kavuşamam
Acı çeker kalbim yanar
Tek sevdicek sensin sanar
Her söylediğine kanar
Kavuşamam kavuşamam
Şimdi gitti uzaklarda
Görülemez rüyalarda
Belki yaşar anılarda
Kavuşamam kavuşamam
Korkularım var sakladığım
Sevip sevip ağladığım
Sevdiğim vardı bağlandığım
Kavuşamam kavuşamam
Gittin gelmez oldun sende
Eksik kaldım burada bende
Bir gün olurda gelende
Tanıyamam tanıyamam…
belki bir gün dönersin diye...
Şu derdimin çaresine
Şu kalbimin yarenine
Kavuşamam kavuşamam....
Gözlerim hep yolda kalır
Belki bir gün döner sanır
Gönlüm hatırlarıyla avunur
Kavuşamam kavuşamam
Acı çeker kalbim yanar
Tek sevdicek sensin sanar
Her söylediğine kanar
Kavuşamam kavuşamam
Şimdi gitti uzaklarda
Görülemez rüyalarda
Belki yaşar anılarda
Kavuşamam kavuşamam
Korkularım var sakladığım
Sevip sevip ağladığım
Sevdiğim vardı bağlandığım
Kavuşamam kavuşamam
Gittin gelmez oldun sende
Eksik kaldım burada bende
Bir gün olurda gelende
Tanıyamam tanıyamam…
belki bir gün dönersin diye...
9 Temmuz 2009 Perşembe
toprak olmadan
unutulmaya yüz tutmuş
gözbebeklerimden çekilmiş fotoğraflar
az biraz önce kaybettiğim
bir daha sahip olamayacağım cümleleri
ağzımdan düşüren
düne inat yarına sarılan
mutluluğa tutunmaya çalışan
yorgun bedenimden eksilen şey
yarına inat bugünden vazgeçtiklerim
bugüne kızıp dünde bıraktıklarım
özlediklerim, beklediklerim ve
hayal ettiklerimde
ölmek arzusundaki bedenimle
sonsuz olmaya çalışan ruhum
savaşırken göğsümün meydanında
af dilemek için allah'ın
huzuruna çıkmışım ellerimle
senin yanında, senden uzak
bir yol hikayesi
ayrılık değil, hasret hiç değil
aşk denemez
aşık olunamaz
gözlerimden akan
yanağımdan süzülen damlalarla
akıyorken hayata
dudaklarımda buluşalım
ben toprak olmadan....
gözbebeklerimden çekilmiş fotoğraflar
az biraz önce kaybettiğim
bir daha sahip olamayacağım cümleleri
ağzımdan düşüren
düne inat yarına sarılan
mutluluğa tutunmaya çalışan
yorgun bedenimden eksilen şey
yarına inat bugünden vazgeçtiklerim
bugüne kızıp dünde bıraktıklarım
özlediklerim, beklediklerim ve
hayal ettiklerimde
ölmek arzusundaki bedenimle
sonsuz olmaya çalışan ruhum
savaşırken göğsümün meydanında
af dilemek için allah'ın
huzuruna çıkmışım ellerimle
senin yanında, senden uzak
bir yol hikayesi
ayrılık değil, hasret hiç değil
aşk denemez
aşık olunamaz
gözlerimden akan
yanağımdan süzülen damlalarla
akıyorken hayata
dudaklarımda buluşalım
ben toprak olmadan....
19 Haziran 2009 Cuma
Bu Senin Yazın
Avuçlarımdan kaçarken hayatım
Sana tutunmaya çalışyordum
Ölmeye hazırım çek şu pimi
Aşk zırhından kurtuldum
Göstermelik yanlışlar yaptım
Yanlış anlaşılmak, yanlış tanınmak için
Birilerine boyun eğdim, sorgusuzca
Peki bu yalnızlık niçin?
Haketmediklerimi kazandım hep
Hakettiklerimden feragat ederek
Zorluklar yıldırmadı, aksine
Hep daha fazla zorluk istedim
Acı çekmek öğrenmektir diyerek
Uzakta bir yerdeki
Biçimsiz bir kalbin
Biçimsiz duygularından emin
Karmaşık duygular biriktirdim
Ne olduğumu bilmeden
Yapılması gerekenlerden kaçarak
Sorgu sual edilmeden
Cevap aramadan, sadece sorarak
Unutma;
Kendini tanıdığın gün
Herşeyi bulduğun günüdür.
19.06.2009 /00:47
Sana tutunmaya çalışyordum
Ölmeye hazırım çek şu pimi
Aşk zırhından kurtuldum
Göstermelik yanlışlar yaptım
Yanlış anlaşılmak, yanlış tanınmak için
Birilerine boyun eğdim, sorgusuzca
Peki bu yalnızlık niçin?
Haketmediklerimi kazandım hep
Hakettiklerimden feragat ederek
Zorluklar yıldırmadı, aksine
Hep daha fazla zorluk istedim
Acı çekmek öğrenmektir diyerek
Uzakta bir yerdeki
Biçimsiz bir kalbin
Biçimsiz duygularından emin
Karmaşık duygular biriktirdim
Ne olduğumu bilmeden
Yapılması gerekenlerden kaçarak
Sorgu sual edilmeden
Cevap aramadan, sadece sorarak
Unutma;
Kendini tanıdığın gün
Herşeyi bulduğun günüdür.
19.06.2009 /00:47
18 Haziran 2009 Perşembe
Yoksan, Varolamam!
bir gün iki duvar arasında
bir yerde sıkışma çabasıyla
savurduğum naraların
yankı yapıp kulaklarımı sağır edeceğini
yalnız seni görmediğimde,
senin şekline bürünmüş bir ordu içinde
seni göremeyecek kadar kör olabileceğimi
ve gel dediğinde
ayaklarımdan bağımsız örgür adımlarımın
yönünü bulamama ihtimalini düşünmemiştim
duymadan attığım adımların sonunda
senin silüetin yokken
adımlarım anlamını kaybediyor...
yoksan, varolamam!
18 Haziran 2009 Dün, 00:19:23
bir yerde sıkışma çabasıyla
savurduğum naraların
yankı yapıp kulaklarımı sağır edeceğini
yalnız seni görmediğimde,
senin şekline bürünmüş bir ordu içinde
seni göremeyecek kadar kör olabileceğimi
ve gel dediğinde
ayaklarımdan bağımsız örgür adımlarımın
yönünü bulamama ihtimalini düşünmemiştim
duymadan attığım adımların sonunda
senin silüetin yokken
adımlarım anlamını kaybediyor...
yoksan, varolamam!
18 Haziran 2009 Dün, 00:19:23
Ey Güzellik Sana Şikayetim Var
düşünmeden yaşamak na'mümkünken
seni düşünmeden nefes alamazken
uykularımdan kaçıp seni düşünüyorum
seni düşünüyorum uykularım kaçıyor
gözlerinde eridiğim dakikalar var hatırımda
zamanın durduğunu sandığım zamanlar
bir kedinin fareyle oynaması gibi
oynuyor benimle gözlerin
bana bakarken yakaladığım her anda
ben pervasızca soyut eğilimler içindeyken
gözlerin kaçışıyor gözlerimden
uzaklara, bilinmezliklere
bir de bakıyorum ben yokum
sensizken gölgesizleşen bedenim
aynı zamanda anlamsızlaşıyor
kopup gidiyorum bir yerlere
seni yanıma alamadan
kahramanca savaştığım savaşlar da
hep kaybeden olmak ne kadar acı
görgüsüz ellerim dokunamazken sana
nefes almak şekilsizleşirken
sensizlik biçimsizleşmişken
kendi silahımla kendimi vurmak
intihar denemez ki sevgilim
bilahare yaşadığım zamanlarda
mütemadiyen yokluğuna isyan bayrağı çektiğim
belki bir yelkenli ya da paraşüt olma eğilimindeyken sevmelerim
rüzgarından bağımsız hareket edemiyor olmak
yol alamıyor olmak üzerken yüreğimi
tabii sonuçlarından üzüleceğimi bile bile saçmalamak
haklısın bence de saçma!
Ey güzellik sana şikayetim var
gözlerine hapsoldum, firar edemiyorum...
13.05.2009 / 23:27
seni düşünmeden nefes alamazken
uykularımdan kaçıp seni düşünüyorum
seni düşünüyorum uykularım kaçıyor
gözlerinde eridiğim dakikalar var hatırımda
zamanın durduğunu sandığım zamanlar
bir kedinin fareyle oynaması gibi
oynuyor benimle gözlerin
bana bakarken yakaladığım her anda
ben pervasızca soyut eğilimler içindeyken
gözlerin kaçışıyor gözlerimden
uzaklara, bilinmezliklere
bir de bakıyorum ben yokum
sensizken gölgesizleşen bedenim
aynı zamanda anlamsızlaşıyor
kopup gidiyorum bir yerlere
seni yanıma alamadan
kahramanca savaştığım savaşlar da
hep kaybeden olmak ne kadar acı
görgüsüz ellerim dokunamazken sana
nefes almak şekilsizleşirken
sensizlik biçimsizleşmişken
kendi silahımla kendimi vurmak
intihar denemez ki sevgilim
bilahare yaşadığım zamanlarda
mütemadiyen yokluğuna isyan bayrağı çektiğim
belki bir yelkenli ya da paraşüt olma eğilimindeyken sevmelerim
rüzgarından bağımsız hareket edemiyor olmak
yol alamıyor olmak üzerken yüreğimi
tabii sonuçlarından üzüleceğimi bile bile saçmalamak
haklısın bence de saçma!
Ey güzellik sana şikayetim var
gözlerine hapsoldum, firar edemiyorum...
13.05.2009 / 23:27
çeşitli zamanlardan aforizmalar...
* ben benden geçtiysem ve sen hala yoksan benin ben olmasının bir manası kalmamıştır artık..
* benim hayatım hep eksi püskü defterlere yeni şeyler yazma çabasıyla geçti, ama iyi bir silgim olmadığından bir sonrakinde öncekilerin izi muhakkak vardı.
* beynimde bir yalnızlık virüsü var, format atmaya korkuyorum unuturum diye seni..
* yalnız olduktan sonra şaheserler yazsam bana ne faydası var..
* ben seni ararken kendimden oldum sen benden kaçmak için neleri feda ettin..
* insan-ı kamil sanmışız
kamil kalmış adımız.
* bir gün gelirde o gün gelmezse yalnız ölürüm bunu biliniz..
* her şeyi biliyorum ama hiçbir şey yapamıyorum..
* kendini boşluğa teslim edene hiçbir şey teslim edilemez..
* yüz adımdı hüznüm, yüzsüzlüğümdün..
* insanoğlu yere daha sert düşmek hep yükselmek ister..
* "hüzünlü bir vedadır gözyaşlarında gizlediğin yalnızlığın."
* "zihniyeti kırılmış insan taburu, unutmuş vahyolunan sabrı.."
* önce insan, sonra adam olacaksın, önce beynini dolduracaksın, sonra konuşacaksın, eğer söyleyeceğin bir şey yoksa da, ya olana kadar susacaksın ya da dilini yutkunacaksın...
* kapak oldum, tencere gönder ya rabbim...!
* yalnızlık, kendini anlayabildiğin kadardır...
* "güz ayında yapraksız ağaçlı yolda
yürüyen yalnız adam
hayatımın başından sonuna
aşktır benim büyük davam"
* ağzıma geleni kulağımdan esirgemem...
• hayat bir fahişeyle sevişmek gibidir, ancak işi bilenler para ödemezler.
• kalbimle astım kendimi, ölemedim, bir ayağım çukurda şimdi, bekliyorum...
• bir gün benim öldüğümü değil de gömüldüğümü duyarsan, unut beni...
• ruhumu öldürdüm, gömülemedim...
• yüreğim bir okyanus ey insafsız gemi, atsana demiri bulamadın mı duracaın yeri...
• güzellik, insana verilmiş görsel bir sorumluluktan başka bir şey değildir...
• az yoksam, çok oluyorum demektir.
• doğru söyleyen denizci, 9 koydan kovulurmuş...
• aşk, iki hayatı bölen köşegendir...
• gölgemi görmem için gözlerin lazım...
• her şeyin sonuna geldiğini düşündüğünde yerinde saydığını farketmektir, anlamaktır hayat...
• "aşk bir savaşsa eğer, bu asker bu meydanda ölecektir!"
• hayat savurmadıysa seni, saçların şekilsiz demektir...
• hayatı yedim, ölüme susadım...
• her şey okumadan anlamak içindi seni...
* "doldurma küffarın tasını, seyretme mazlumun yasını... "
* benim hayatım hep eksi püskü defterlere yeni şeyler yazma çabasıyla geçti, ama iyi bir silgim olmadığından bir sonrakinde öncekilerin izi muhakkak vardı.
* beynimde bir yalnızlık virüsü var, format atmaya korkuyorum unuturum diye seni..
* yalnız olduktan sonra şaheserler yazsam bana ne faydası var..
* ben seni ararken kendimden oldum sen benden kaçmak için neleri feda ettin..
* insan-ı kamil sanmışız
kamil kalmış adımız.
* bir gün gelirde o gün gelmezse yalnız ölürüm bunu biliniz..
* her şeyi biliyorum ama hiçbir şey yapamıyorum..
* kendini boşluğa teslim edene hiçbir şey teslim edilemez..
* yüz adımdı hüznüm, yüzsüzlüğümdün..
* insanoğlu yere daha sert düşmek hep yükselmek ister..
* "hüzünlü bir vedadır gözyaşlarında gizlediğin yalnızlığın."
* "zihniyeti kırılmış insan taburu, unutmuş vahyolunan sabrı.."
* önce insan, sonra adam olacaksın, önce beynini dolduracaksın, sonra konuşacaksın, eğer söyleyeceğin bir şey yoksa da, ya olana kadar susacaksın ya da dilini yutkunacaksın...
* kapak oldum, tencere gönder ya rabbim...!
* yalnızlık, kendini anlayabildiğin kadardır...
* "güz ayında yapraksız ağaçlı yolda
yürüyen yalnız adam
hayatımın başından sonuna
aşktır benim büyük davam"
* ağzıma geleni kulağımdan esirgemem...
• hayat bir fahişeyle sevişmek gibidir, ancak işi bilenler para ödemezler.
• kalbimle astım kendimi, ölemedim, bir ayağım çukurda şimdi, bekliyorum...
• bir gün benim öldüğümü değil de gömüldüğümü duyarsan, unut beni...
• ruhumu öldürdüm, gömülemedim...
• yüreğim bir okyanus ey insafsız gemi, atsana demiri bulamadın mı duracaın yeri...
• güzellik, insana verilmiş görsel bir sorumluluktan başka bir şey değildir...
• az yoksam, çok oluyorum demektir.
• doğru söyleyen denizci, 9 koydan kovulurmuş...
• aşk, iki hayatı bölen köşegendir...
• gölgemi görmem için gözlerin lazım...
• her şeyin sonuna geldiğini düşündüğünde yerinde saydığını farketmektir, anlamaktır hayat...
• "aşk bir savaşsa eğer, bu asker bu meydanda ölecektir!"
• hayat savurmadıysa seni, saçların şekilsiz demektir...
• hayatı yedim, ölüme susadım...
• her şey okumadan anlamak içindi seni...
* "doldurma küffarın tasını, seyretme mazlumun yasını... "
7 Haziran 2009 Pazar
Kimsin Diye Sorsam
KİMSİN DİYE SORSAM
Şarkı dinliyorum
Aklımda bi kaç soru var
Cevaplamaya korktuğum
Sonrasında olacaklardan daha ziyade
Ruhumu geçtim kaldıramaz beden bile
Öncelere dair hesaplardan
Sonralara dair planlardan
İnsanlardan bir bıkkınlık
Bir yılmışlık var içimde
Ve durmadan çalışan
Binlerce düşünce ve duygu üreten beynim
Rüzgar gülleri kurdum kalbime..
Rüzgar esmeden dönemem etrafında
Çocukluk günlerime özlemler yığdım
Sokaklarda koşacağım çığlıklar atarak
VAkitsiz bir rüzgara kapıldım
Annemle anlaştık beni tekrar doğuracak
Gazetelere ilan verdim..
Aramaya koyuldum seni
Bugüne kadar hep bir yerlerde sakladığım
Ve aramaktan korktuğum seni
Belki senin sen olmandan korktuğumdan
Belki beni mutlu etmenden korktuğum
Hayatımda devrim yapmandan
Acılarımdan kurtarmadan korktuğum
Beni mutlu etmenden korktuğum seni
Şimdilerde aranıyorum seni
Korkularımdan sıyrılmış, mutluluğa aç
Gereğinden fazla sana muhtaç
Kimsin desem
Kapımı çaldığında
Cevap verir misin?
Şarkı dinliyorum
Aklımda bi kaç soru var
Cevaplamaya korktuğum
Sonrasında olacaklardan daha ziyade
Ruhumu geçtim kaldıramaz beden bile
Öncelere dair hesaplardan
Sonralara dair planlardan
İnsanlardan bir bıkkınlık
Bir yılmışlık var içimde
Ve durmadan çalışan
Binlerce düşünce ve duygu üreten beynim
Rüzgar gülleri kurdum kalbime..
Rüzgar esmeden dönemem etrafında
Çocukluk günlerime özlemler yığdım
Sokaklarda koşacağım çığlıklar atarak
VAkitsiz bir rüzgara kapıldım
Annemle anlaştık beni tekrar doğuracak
Gazetelere ilan verdim..
Aramaya koyuldum seni
Bugüne kadar hep bir yerlerde sakladığım
Ve aramaktan korktuğum seni
Belki senin sen olmandan korktuğumdan
Belki beni mutlu etmenden korktuğum
Hayatımda devrim yapmandan
Acılarımdan kurtarmadan korktuğum
Beni mutlu etmenden korktuğum seni
Şimdilerde aranıyorum seni
Korkularımdan sıyrılmış, mutluluğa aç
Gereğinden fazla sana muhtaç
Kimsin desem
Kapımı çaldığında
Cevap verir misin?
23 Mayıs 2009 Cumartesi
RUH TUFANI
Usulca gözlerimi açtım sabaha. Annemin belli belirsiz sesleri belli ki beni arıyordu. Kapı aralandı, ses yaklaştı iyiden iyiye. Sonra uyku mahmurluğundan kurtulmaya çabalayan gözlerim, gözlerini gördü dünyanın en nadide insanının. Kalk artık der gibi bakan gözlerinde inceden ve derinden bir keder fırtınası kopuyordu. Belli ki gene çok kere uyanıyorum tekrar yatağıma, yastığıma sevişir gibi sarılmıştım. Yavaşça doğruldum yatağımda. Gözlerimi açtığımı gördüğünde hiç konuşmadı önceleri biraz bakıştık iki sevgili gibi. Hasret giderir gibi bakıştık. Akşamdan sabaha özlediğimi fark ettim onu. Her gün biraz daha keder yükleniyor gibi geliyordu hep bana. Ama o hep fark ettirmemek için var gücüyle gayret gösteriyordu. "çay hazır." dedi derin ve anlamsız sessizliği bozarak.
- Kalk yoksa okula geç kalacaksın!
Yatağımdan çıkıp ağır adımlarla lavaboya doğru yollandım. Gözlerimdeki mahmurluğu ve yorgunluğu alsın diye soğuk suyla yüzümü yıkadım. Her zamankinden daha çok su kullandım bu sefer. Sanırım gece içtiğim rakının etkisi, hala başımda eğreti sancılara sebep oluyordu. Soğuk su biraz kendime getirdikten sonra, yüzümü kurulayıp kalp çekim kuvvetinin etkisiyle yavaşça mutfağa girdim ve yerime oturdum. Annem tam karşımda yorgun, bitkin bana bakıyordu. Bu kadına zulmetme hakkını nerden buluyorum diye acıdım kendime. İnsanlıktan ne kadar az nasiplendiğimi gözden geçirmeye başladım. Ben kendi alemimde hesaba çekerken kendimi annem de kendince başka şeylerin hesabını yapıyordu belli ki. 3 - 5 dakika böylece ve sessizce oturduktan sonra yavaşça doğrulup çaydanlığın altını kıstıktan sonra çaylarımızı doldurdum. Tekrar masaya dönüp çatalımı kaşığımı alıp istem dışı da olsa bir şeyler yedim. O gün sınıf arkadaşlarımla kahvaltı yapacağımdan annemin haberi yoktu. Zaten olsa kahvaltıya o kadar para verilir mi diye beni azarlardı biliyorum. Hele ki bunu benim organize ettiğimi duysa bir ay kurtulamazdım dilinden. Sessizce bir şeyler atıştırıp biraz masum biraz da söylenmesi gereken bir yalan bularak fısıldadım. Ve üstümü giyip çıktım evden...
Sokağın sonuna yaklaşırken aklıma her zaman beni yolun sonuna kadar izleyen birinin olduğu geldi. Usulca geri döndüm, gene göz göze geldik. Bana bakıyordu, beni herkesten her şeyden koruyan, seven ve düşünen annem... Ne kadar şanslıyım diye iç geçiriyor bir yandan da yoluma devam etmek için yönümü gideceğim yöne dönüyordum. Hızlı adımlarla durağa doğru yanaştım. Durağa otobüsümün benden önce geldiğini ve kalkmak üzere olduğunu fark ettim. Koşar adım devam ettim, akbilimi çıkarıp dokundurduktan sonra vazifesini yerine getiren bir kamu görevlisi edasıyla böbürlenerek ayakta yerimi aldım. Vakit erken olduğundan otobüs halen kalabalıktı. Birkaç göze baktım yol boyunca, annemin gözlerine benzettiklerimde annemin gözlerinde gördüğümü aradım belki. İneceğim yere tam istediğim zamanda varmıştım. Geç kalmayı ve erkenden gitmeyi sevmeyen biri olarak muzur bir gülümse yapıştırıp yüzüme okulun giriş kapısından geçtim. Arka kapıda buluşacağımız arkadaşlardan hangileri gelmiştir merakı içinde arka kapıdan çıkıp girişe ulaştım. O ara kulağıma çoktandır duymadığım bir müziğin tınıları geldi. Bu şarkıyı bir zamanlar ne kadar çok sevdiğimi ve ne kadar çok dinlediğimi anımsadım. Sonra yavaşça girişteki arkadaşlarıma selam verip oturacak bir yerler bakındıktan sonra uygun bir köşede bağımsız çaresizlik duygumla gelecek olanları beklemenin mantığını bekleyenlere anlatmaya çalıştım.
- Zira beklemek zor iştir bilirsiniz!
Beklediğimden daha az olan katılım beni gideceğimiz ve belli bir kişi sayısı bildirdiğim yerde Zor durumda bırakır endişelerini sırtıma, gelen dostlarımı da yanıma alıp yola koyuldum. Sultanahmet Camii'nin önünden geçerken hemen yanımda duran güzelliğin daha önce de farkına varmış olmanın burukluğunu hissettim. Birilerinin farkına varmak bazen zor bazen kolay bir eylem olarak değerlendirilebilir. Değer yargıları, yaşam biçimi, insaniyet derecesi insanın etrafındaki çiçeklerin kokularından haberdar olmasını etkiliyor kanaatimce. Daha önce de betimlediğim bazı şeylerin şimdi apaçık gerçeklikler haline dönüşmesi beni abartısız bir sevinç sersemliği içine sokmuş olsa da, gözlerimin baktığı gözlerde annemin gözlerini görmüş olmak ve daha da güzeli o gözlerde kendimi görmek bedenimi sarstı biraz. Kahvaltı sırasında çayımı yudumlarken kafamı çevirdiğimde bana bakan gözlerinle karşılaştığımda sana aşığım demeden günü bitirme ihtimalimin yüksek olmasının üzüntüsünü çekmemek için "ben de…" gibi bir bakış aradım.
Bugüne dair her şeyin bir yalan olduğunu ve hatırladığım tek şeyin iki gözün bana bakarken hissettirdiklerinin kıyaslamasını yaparken, ayrım yapmak isterim.
Bir yanda beni en çok seven ve benim en çok sevdiğim.
Diğer yanda benim en çok sevmek istediğim ve en çok sevilmek istediğim.
İnsanın seçme özgürlüğü olmadan belirli seçenekler arasında dolandırılması, zihnini, aklını ve kalbini köreltiyor sanırım...
Bugün seni gördüğümden beri, bugün gözlerimizin birbirine "ne oldu?" sorusunu sorduğundan beri; senin benim olma ihtimalini düşündükçe ruhumda bir tufan kopuyor. Her şeyi herkesi yok edecek, hayata yeni bir biçim, anlam ve derinlik katacak bir tufan.
Bir gemi yapıyorum aşkım, nereye gideceği belli olmayan, dümeni olmayan bir gemi.
Bilinmezliğe gidiyorum, eşlik etmek ister misin?
- Kalk yoksa okula geç kalacaksın!
Yatağımdan çıkıp ağır adımlarla lavaboya doğru yollandım. Gözlerimdeki mahmurluğu ve yorgunluğu alsın diye soğuk suyla yüzümü yıkadım. Her zamankinden daha çok su kullandım bu sefer. Sanırım gece içtiğim rakının etkisi, hala başımda eğreti sancılara sebep oluyordu. Soğuk su biraz kendime getirdikten sonra, yüzümü kurulayıp kalp çekim kuvvetinin etkisiyle yavaşça mutfağa girdim ve yerime oturdum. Annem tam karşımda yorgun, bitkin bana bakıyordu. Bu kadına zulmetme hakkını nerden buluyorum diye acıdım kendime. İnsanlıktan ne kadar az nasiplendiğimi gözden geçirmeye başladım. Ben kendi alemimde hesaba çekerken kendimi annem de kendince başka şeylerin hesabını yapıyordu belli ki. 3 - 5 dakika böylece ve sessizce oturduktan sonra yavaşça doğrulup çaydanlığın altını kıstıktan sonra çaylarımızı doldurdum. Tekrar masaya dönüp çatalımı kaşığımı alıp istem dışı da olsa bir şeyler yedim. O gün sınıf arkadaşlarımla kahvaltı yapacağımdan annemin haberi yoktu. Zaten olsa kahvaltıya o kadar para verilir mi diye beni azarlardı biliyorum. Hele ki bunu benim organize ettiğimi duysa bir ay kurtulamazdım dilinden. Sessizce bir şeyler atıştırıp biraz masum biraz da söylenmesi gereken bir yalan bularak fısıldadım. Ve üstümü giyip çıktım evden...
Sokağın sonuna yaklaşırken aklıma her zaman beni yolun sonuna kadar izleyen birinin olduğu geldi. Usulca geri döndüm, gene göz göze geldik. Bana bakıyordu, beni herkesten her şeyden koruyan, seven ve düşünen annem... Ne kadar şanslıyım diye iç geçiriyor bir yandan da yoluma devam etmek için yönümü gideceğim yöne dönüyordum. Hızlı adımlarla durağa doğru yanaştım. Durağa otobüsümün benden önce geldiğini ve kalkmak üzere olduğunu fark ettim. Koşar adım devam ettim, akbilimi çıkarıp dokundurduktan sonra vazifesini yerine getiren bir kamu görevlisi edasıyla böbürlenerek ayakta yerimi aldım. Vakit erken olduğundan otobüs halen kalabalıktı. Birkaç göze baktım yol boyunca, annemin gözlerine benzettiklerimde annemin gözlerinde gördüğümü aradım belki. İneceğim yere tam istediğim zamanda varmıştım. Geç kalmayı ve erkenden gitmeyi sevmeyen biri olarak muzur bir gülümse yapıştırıp yüzüme okulun giriş kapısından geçtim. Arka kapıda buluşacağımız arkadaşlardan hangileri gelmiştir merakı içinde arka kapıdan çıkıp girişe ulaştım. O ara kulağıma çoktandır duymadığım bir müziğin tınıları geldi. Bu şarkıyı bir zamanlar ne kadar çok sevdiğimi ve ne kadar çok dinlediğimi anımsadım. Sonra yavaşça girişteki arkadaşlarıma selam verip oturacak bir yerler bakındıktan sonra uygun bir köşede bağımsız çaresizlik duygumla gelecek olanları beklemenin mantığını bekleyenlere anlatmaya çalıştım.
- Zira beklemek zor iştir bilirsiniz!
Beklediğimden daha az olan katılım beni gideceğimiz ve belli bir kişi sayısı bildirdiğim yerde Zor durumda bırakır endişelerini sırtıma, gelen dostlarımı da yanıma alıp yola koyuldum. Sultanahmet Camii'nin önünden geçerken hemen yanımda duran güzelliğin daha önce de farkına varmış olmanın burukluğunu hissettim. Birilerinin farkına varmak bazen zor bazen kolay bir eylem olarak değerlendirilebilir. Değer yargıları, yaşam biçimi, insaniyet derecesi insanın etrafındaki çiçeklerin kokularından haberdar olmasını etkiliyor kanaatimce. Daha önce de betimlediğim bazı şeylerin şimdi apaçık gerçeklikler haline dönüşmesi beni abartısız bir sevinç sersemliği içine sokmuş olsa da, gözlerimin baktığı gözlerde annemin gözlerini görmüş olmak ve daha da güzeli o gözlerde kendimi görmek bedenimi sarstı biraz. Kahvaltı sırasında çayımı yudumlarken kafamı çevirdiğimde bana bakan gözlerinle karşılaştığımda sana aşığım demeden günü bitirme ihtimalimin yüksek olmasının üzüntüsünü çekmemek için "ben de…" gibi bir bakış aradım.
Bugüne dair her şeyin bir yalan olduğunu ve hatırladığım tek şeyin iki gözün bana bakarken hissettirdiklerinin kıyaslamasını yaparken, ayrım yapmak isterim.
Bir yanda beni en çok seven ve benim en çok sevdiğim.
Diğer yanda benim en çok sevmek istediğim ve en çok sevilmek istediğim.
İnsanın seçme özgürlüğü olmadan belirli seçenekler arasında dolandırılması, zihnini, aklını ve kalbini köreltiyor sanırım...
Bugün seni gördüğümden beri, bugün gözlerimizin birbirine "ne oldu?" sorusunu sorduğundan beri; senin benim olma ihtimalini düşündükçe ruhumda bir tufan kopuyor. Her şeyi herkesi yok edecek, hayata yeni bir biçim, anlam ve derinlik katacak bir tufan.
Bir gemi yapıyorum aşkım, nereye gideceği belli olmayan, dümeni olmayan bir gemi.
Bilinmezliğe gidiyorum, eşlik etmek ister misin?
25 Nisan 2009 Cumartesi
Sorarlar Bir Gün Sorarlar
rüyaya açılan gözlerimiz
bir doktorun ellerine düşeriz
bazen yokluktan, bir ebenin
birinden olup da onu sevmemek olur mu?
en büyük aşkımızdır annemiz
önce ellerimiz hareket eder
sonra bir de bakmışız ayaklanmışız
dört elle sarılırken hayata
kırılır, üzülür bazen kalplerimiz
sonra adımlarımızı taşırız sokaklara
çocuk olmak koşmak oynamak derdindeyiz
okullar, öğretmenler arkadaşlar ediniriz
bir de bakmşız iş güç sahibiyiz
evleniriz belki,
belki çocuğumuz bile olmaz
tadamayız o sevgiyi
bir gün gelir yoruluruz
ömür bir zaman tüneli,
çıkmak ve girmek sır gibi
bir zaman gelir titrer ellerimiz.
avuçlarımızdan kayıp gider sevdiklerimiz.
yük oluruz bir parça
veya ayak bağı, bağlanmayanından
sabaha uyanışlarımız ve akşamlarımız karışır
hüzün gözlerimizden süzülürken gülümseriz bazen
olmadık yerde nara atarız
ve olmadık yerde sorular sorarız.
uzanıp hayale dalmışken bir gün
bir soru tırmalar kulaklarımızı
hiç akla gelmeyen, hiç sorulmamışından
anne sual edilmez, sorgulanmaz
lakin baba sorulur,
sorarlar;
illaki babası kim diye sorarlar!
bir doktorun ellerine düşeriz
bazen yokluktan, bir ebenin
birinden olup da onu sevmemek olur mu?
en büyük aşkımızdır annemiz
önce ellerimiz hareket eder
sonra bir de bakmışız ayaklanmışız
dört elle sarılırken hayata
kırılır, üzülür bazen kalplerimiz
sonra adımlarımızı taşırız sokaklara
çocuk olmak koşmak oynamak derdindeyiz
okullar, öğretmenler arkadaşlar ediniriz
bir de bakmşız iş güç sahibiyiz
evleniriz belki,
belki çocuğumuz bile olmaz
tadamayız o sevgiyi
bir gün gelir yoruluruz
ömür bir zaman tüneli,
çıkmak ve girmek sır gibi
bir zaman gelir titrer ellerimiz.
avuçlarımızdan kayıp gider sevdiklerimiz.
yük oluruz bir parça
veya ayak bağı, bağlanmayanından
sabaha uyanışlarımız ve akşamlarımız karışır
hüzün gözlerimizden süzülürken gülümseriz bazen
olmadık yerde nara atarız
ve olmadık yerde sorular sorarız.
uzanıp hayale dalmışken bir gün
bir soru tırmalar kulaklarımızı
hiç akla gelmeyen, hiç sorulmamışından
anne sual edilmez, sorgulanmaz
lakin baba sorulur,
sorarlar;
illaki babası kim diye sorarlar!
4 Nisan 2009 Cumartesi
Yarım Kalanlara İnat
Yarım kalanlara inat
Yarım kalmasın diye
Yarım yazıyorum yine
Yarım dünyamı tamamla diye
Yarım bıraktım seni
Yarım ol diye.
Yarım sen.
Yarimsin sen.
04 Nisan 2009 Cumartesi, 14:02:57
Yarım kalmasın diye
Yarım yazıyorum yine
Yarım dünyamı tamamla diye
Yarım bıraktım seni
Yarım ol diye.
Yarım sen.
Yarimsin sen.
04 Nisan 2009 Cumartesi, 14:02:57
21 Mart 2009 Cumartesi
Ne güzel hayaldin
Söylediklerimden biriydin
Uzak bir yerlerde
Birilerinden saklanan
Birileri gibiydin
Kimseye benzemeyen sözcüklerin
Dansederdi aynı cümlelerde
Göz kırpan ellerin
Kelepçelenmiş avuçların vardı
İçinde ellerimin özlemi olan
Uzun zamandır görmediğim
Özlediğim
Sevdiğim biri gibi baktın bana
Uzun uzun ve sıcacık
Herkesi herşeyi yokettin
Senle benden başka
Kimseye adım attırmadın
Yavaş yavaş yanaştık gözlerimize
Kelepçelerden sıyrılamadı ellerimiz
Uzandık, çok kısa bir zaman
Dokunmadan öpüştük
Seviştik
Koskoca bir şehirde tektik
Birdik
Sen ve bendik
Tüketilemedik.
Sonra gözlerimi açtım dört duvara
Her yanda sen vardın
Senin resimlerinde de ben
Seninle ben
Ne de çabuk unutulduk bir bilsen
Gözlerim ilişti bir sene
Gözlerinde ben vardım
Gözlerinden çekmiştim seni
Bu fotoğraf kalbimin fotoğrafı demiştin
Kalbini benimle mühürlemiştin
Bende seni çok sevmiştim.
Ne güzel hayaldin!
Uzak bir yerlerde
Birilerinden saklanan
Birileri gibiydin
Kimseye benzemeyen sözcüklerin
Dansederdi aynı cümlelerde
Göz kırpan ellerin
Kelepçelenmiş avuçların vardı
İçinde ellerimin özlemi olan
Uzun zamandır görmediğim
Özlediğim
Sevdiğim biri gibi baktın bana
Uzun uzun ve sıcacık
Herkesi herşeyi yokettin
Senle benden başka
Kimseye adım attırmadın
Yavaş yavaş yanaştık gözlerimize
Kelepçelerden sıyrılamadı ellerimiz
Uzandık, çok kısa bir zaman
Dokunmadan öpüştük
Seviştik
Koskoca bir şehirde tektik
Birdik
Sen ve bendik
Tüketilemedik.
Sonra gözlerimi açtım dört duvara
Her yanda sen vardın
Senin resimlerinde de ben
Seninle ben
Ne de çabuk unutulduk bir bilsen
Gözlerim ilişti bir sene
Gözlerinde ben vardım
Gözlerinden çekmiştim seni
Bu fotoğraf kalbimin fotoğrafı demiştin
Kalbini benimle mühürlemiştin
Bende seni çok sevmiştim.
Ne güzel hayaldin!
11 Mart 2009 Çarşamba
Öykü - şiir - roman
Bir öykü yazdım roman tadında
Şiirlerle süsledim içini
Anlatmak istedim seni
Cümleler yetmedi
Sustum,
Aşık oldum sana
Ama sen boşver
Sakın beni sevme
Tüketme beni sende
Ne bileyim
Bir şeyler deme mesela
Sus sadece
Aynaya bak arada...
Gördüğün benmiş gibi
Gözlerime bak
Sonra hayal et avuçlarında ellerimi
Sıcacık dokunuşlarla okşa ruhumu
Sessiz duvarlara haykır adımı
Dizimin dibinden ayrılma sakın
Beni terket ama
Kazı adını kalbime
Ama ümitlendirme...
Şiirlerle süsledim içini
Anlatmak istedim seni
Cümleler yetmedi
Sustum,
Aşık oldum sana
Ama sen boşver
Sakın beni sevme
Tüketme beni sende
Ne bileyim
Bir şeyler deme mesela
Sus sadece
Aynaya bak arada...
Gördüğün benmiş gibi
Gözlerime bak
Sonra hayal et avuçlarında ellerimi
Sıcacık dokunuşlarla okşa ruhumu
Sessiz duvarlara haykır adımı
Dizimin dibinden ayrılma sakın
Beni terket ama
Kazı adını kalbime
Ama ümitlendirme...
Pehh...
Tam olman gerektiği zamanlarda hep yoksun
Uzun adımların sonunda yokken sen
Yerimde durmak o kadar mantıksız ki
Sana gelmelerim geliyor aklıma
Beraber sabahladığımız geceler
Uyku gözlerinden akarken gözlerinde olmak
Gözlerinde tek görüntü olmak
Gözlerim kapanmadan son seni görmek
Allah'ım bu ne bahtiyarlık
Uyandığımda yanımda olman gibi
Seni uyandırmak gibi
Senin olmak gibi.
Sen gibi
Gibi.
Öle işte...
Uzun adımların sonunda yokken sen
Yerimde durmak o kadar mantıksız ki
Sana gelmelerim geliyor aklıma
Beraber sabahladığımız geceler
Uyku gözlerinden akarken gözlerinde olmak
Gözlerinde tek görüntü olmak
Gözlerim kapanmadan son seni görmek
Allah'ım bu ne bahtiyarlık
Uyandığımda yanımda olman gibi
Seni uyandırmak gibi
Senin olmak gibi.
Sen gibi
Gibi.
Öle işte...
8 Mart 2009 Pazar
Umut Ettir Yeter
Etrafımda dört dön
Yuvarla düşüncelerimi
Kör kuyulara at beni
Bana benzeyen
Beni yokeden..
Sonra ipleri sal aklıma
Çekip kurtarma beni
Yukarda olduğunu belli et yeter
Bir damla gözyaşı düşür
Karanlık ve kör kuyularıma
Bir damla umut, yağmur gibi
Bir damla seni göster
Benim olma, umut ettir yeter.
08.03.2009
02:14
Yuvarla düşüncelerimi
Kör kuyulara at beni
Bana benzeyen
Beni yokeden..
Sonra ipleri sal aklıma
Çekip kurtarma beni
Yukarda olduğunu belli et yeter
Bir damla gözyaşı düşür
Karanlık ve kör kuyularıma
Bir damla umut, yağmur gibi
Bir damla seni göster
Benim olma, umut ettir yeter.
08.03.2009
02:14
27 Şubat 2009 Cuma
120
Bir ahh işitti uzaktaki gözler
Yürekleri dağlayan bir ahh
Bin ömür bitti bir ahla
Bin sevda gömüldü toprağa
Acılar çoğaldı, katlandı
Ölenler değildi acıyı çeken
Geride kalanlara miras kalmıştı
Bir örtü kapladı yeryüzünü
Kıpkırmızı
Alkanlara boyandı kanlar
Daha körpecik yürekler
Boylu boyunca serildi toprağa
Adım adım, nokta nokta
Hiç boşluk bırakmadan
Kapladı bütün vatanı toprağını
Şehadetler yankılandı kulaklarda
Ağıtlar yazıldı güngörmemiş
İşitilmemiş
Sırayla dizildiler esas duruşta
Silahlar ellerinde,
Bayrak aşkı kalplerinde
Bin ömür döküldü yollara
Bin ömre saygı için
Bire bin katmak için
Soysuzlara direndiler, kahramanca
Sonuna kadar, amansızca
Bir avuç insandılar
Kötülüklere aşklarıyla karşı koyan
Gereksiz bir savaşın askeriydiler
Gerekli gereksiz şehit edildiler
Gerekli gereksiz yere
En sevdikleriyle karşı karşıya geldiler
Bir ellerinde şehadet şerbeti
Adım adım koştular ölüme
Hiç ölmemek için coştular
Ölmediler, ölmeyecekler.
27.02.2009 / 04:41
Yürekleri dağlayan bir ahh
Bin ömür bitti bir ahla
Bin sevda gömüldü toprağa
Acılar çoğaldı, katlandı
Ölenler değildi acıyı çeken
Geride kalanlara miras kalmıştı
Bir örtü kapladı yeryüzünü
Kıpkırmızı
Alkanlara boyandı kanlar
Daha körpecik yürekler
Boylu boyunca serildi toprağa
Adım adım, nokta nokta
Hiç boşluk bırakmadan
Kapladı bütün vatanı toprağını
Şehadetler yankılandı kulaklarda
Ağıtlar yazıldı güngörmemiş
İşitilmemiş
Sırayla dizildiler esas duruşta
Silahlar ellerinde,
Bayrak aşkı kalplerinde
Bin ömür döküldü yollara
Bin ömre saygı için
Bire bin katmak için
Soysuzlara direndiler, kahramanca
Sonuna kadar, amansızca
Bir avuç insandılar
Kötülüklere aşklarıyla karşı koyan
Gereksiz bir savaşın askeriydiler
Gerekli gereksiz şehit edildiler
Gerekli gereksiz yere
En sevdikleriyle karşı karşıya geldiler
Bir ellerinde şehadet şerbeti
Adım adım koştular ölüme
Hiç ölmemek için coştular
Ölmediler, ölmeyecekler.
27.02.2009 / 04:41
20 Şubat 2009 Cuma
Bir Ağıt Senfonisi
Bir adım attı biri. Bir kapı çalındı, beklenmedik bir zamanda. Ve bir feryat koptu, yeri göğü inleten kulakları sağır eden.
Herkeslerin yabancı olduğu bir zamanda tanıdıklar, dostlar düştü ortaya. Feryada ağıtlar yaktılar. Nedensiz sorgulamalar içindeydi gözleri.
Kim? Neden? Soruları soruldu, denk gelinen gözlere, ağlarken. Susmak bilmedi gözyaşları. Bir çağlayan misali suladı kurak toprakları. Apansız bir ayrılığın sancıları çekiliyordu. Çok sevilen ve hiç ölmeyecek sanılan birinden ayrılmanın üzüntüsü. Kızardı gözleri usulca, yavaş yavaş, acıttı birçok kalbi, yaraladı. Unutulmayacak bir hatıra olmak üzere kalplerde yerini sağlamlaştıran, minnet duyulan, cennetlik olduğuna inanılan kişiye akıtıldı ne varsa. Öfke, nefret, sevgi, aşk ve bütün duygular. Anlamlı anlamsız cümleler kuruldu. Kelimeler öz belleklerinden fırladı. Anlam kargaşası yaşadılar kendilerine inanamadan, kendilerinden geçtiler, anlamlarından anlamlar seçtiler.
Çok değil daha gideli birkaç ay olmuştu ailesinden ayrılalı. Adı Memati’ydi. Önce adı ve bedeni ayrıldı sevdiklerinden. Çok geçmeden acı haberi geldi. Ruhunu teslim etmişti Azrail’e. Neyi var neyi yoksa bırakıp gitmişti. Bir şehitti. Alnı aktı, gözü pekti. Askerlik çağı geldiğinde bütün Türk gençleri gibi o da yerini almıştı. Vatanını savunacaktı, sevdiklerini, sevmediklerini belki nefret ettiklerini bile. Ama önce vatandı, milli sınırlar önemliydi. Bir insanın canından bile. Hiç anlam veremediği bir kargaşada hiç anlam veremediği kurşunlara hedef olmuştu. Sevdikleri ölmesin diye ölmüştü fakat kabullenmek zordu.
Annesi Zekiye Hanım el bebek gül bebek büyütmüştü, uçan kuştan sakınmıştı onu. Şimdi kuşlar uçuyordu cenazesinde ve ruhu kanatlanmıştı gökyüzünde. Dayanamadı acı habere Zekiye Hanım duyduğunda kulaklarına inanmak istememişti. Zaten o askere gittiğinden beridir televizyonda haber izlemiyor, gazetelere bakmıyordu. Yetimdi Memati. Babasını sadece resimlerden görmüştü. Babası da kendisi gibi kahraman bir Türk genciydi. O da şehit olmuştu. Babasını o kadar özlüyordu ki, askere gittiğinden beri dua eder olmuştu… “Allah’ım beni de babam gibi şehit olan kullarından eyle” diyordu. Askerliğinin 33.gününde şehit olmuştu. Kelime-i Şehadet getirmeye vakti olmuş, vurulduğunda yanında olan arkadaşı Mustafa ve komutanı Binbaşı Mehmet bey söylemişti. Tek kurşun isabet etmişti, tam kalbine ama vurulan sadece Memati değildi. Onunla birlikte annesi Zekiye Hanım, kız kardeşi Fatma ve bir ömürlük sevgilisi, 6 yaşından beri her şeyi beraber yaşadıkları Emel’de ölmüştü. Ruhları geziniyordu dünya semalarında ama akılları Memati’nin ruhunun sonsuzluğa uçuşuna takılmıştı. Onsuz hayatlarının anlamsızlığına.
Bir yağmur başladı bardaktan boşanırcasına. Evin içinde akan gözyaşlarından tek farkı çakan şimşekler ve düşen yıldırımlardı. Önce çatılar ıslandı yağmurla. Sonra gözyaşlarıyla taziyeye gelen herkes. Bir yağmur başlamıştı durmak bilmiyordu. Dışarıda şimşekler çakıyor evde feryatlar ağıtlar bir senfoni edasıyla evin duvarlarında yankılanıyordu. Taziyeye gelenler de dayanamıyorlardı artık. İçeri girenler birkaç dakika sonra başka üzüntülerin, kederlerin birikintilerini Memati’nin toprağını sulamak için kullanıyorlardı. Bu ağır ve acıklı senfoni artık ağlamaktan yorulan ve sesi kesilen bedenlerin bayılmalarıyla kesilir gibi oldu. Ama acı bitmiyor aksine katlanıyordu. Binbir düşünce dolanıyordu sevdiklerinin akıllarında. Gelecek planları, geçmişteki anıları ve şimdiki zamanın acısı.
Sabah olunca uyumayan, göz pınarlarını kurutan gözler kapanmadan güne devam ettiler. Cenaze defnedilecekti. Sevenler onları en çok seveni toprağa terk edecekti. Bir ayrılık senaryosu yazmıştı birileri. Ve oyuncular son perdede en iyi performanslarını sergiliyorlardı. Biri gitmişti. Kalanların sevmelerine, ağıtlarına, hasret cümlelerine inat gitmişti ve geri dönmeyecekti.
Beden alındı omuzlara ve hak ettiği şekilde uğurlandı toprağa. Dualar savruldular havaya. Herkes nasibine düşeni çaldı hak etmeseler de. Ve sevenler son bir gayret tekrar başladılar senfonilerine. Gidene inat, ölümüne feryat ettiler. Birileri daha öldü o gün. Kimse anlamadı kim öldü. Mezara gömülen Zekiye Hanımdı. Arkasından ağlayan Fatma ve bunları göremeyen, duyamayan Memati.
Emel ise istediğini almıştı, Memati kollarındaydı, ama Memati’nin kollarında kimse yoktu. Hatta kolları bile…
Herkeslerin yabancı olduğu bir zamanda tanıdıklar, dostlar düştü ortaya. Feryada ağıtlar yaktılar. Nedensiz sorgulamalar içindeydi gözleri.
Kim? Neden? Soruları soruldu, denk gelinen gözlere, ağlarken. Susmak bilmedi gözyaşları. Bir çağlayan misali suladı kurak toprakları. Apansız bir ayrılığın sancıları çekiliyordu. Çok sevilen ve hiç ölmeyecek sanılan birinden ayrılmanın üzüntüsü. Kızardı gözleri usulca, yavaş yavaş, acıttı birçok kalbi, yaraladı. Unutulmayacak bir hatıra olmak üzere kalplerde yerini sağlamlaştıran, minnet duyulan, cennetlik olduğuna inanılan kişiye akıtıldı ne varsa. Öfke, nefret, sevgi, aşk ve bütün duygular. Anlamlı anlamsız cümleler kuruldu. Kelimeler öz belleklerinden fırladı. Anlam kargaşası yaşadılar kendilerine inanamadan, kendilerinden geçtiler, anlamlarından anlamlar seçtiler.
Çok değil daha gideli birkaç ay olmuştu ailesinden ayrılalı. Adı Memati’ydi. Önce adı ve bedeni ayrıldı sevdiklerinden. Çok geçmeden acı haberi geldi. Ruhunu teslim etmişti Azrail’e. Neyi var neyi yoksa bırakıp gitmişti. Bir şehitti. Alnı aktı, gözü pekti. Askerlik çağı geldiğinde bütün Türk gençleri gibi o da yerini almıştı. Vatanını savunacaktı, sevdiklerini, sevmediklerini belki nefret ettiklerini bile. Ama önce vatandı, milli sınırlar önemliydi. Bir insanın canından bile. Hiç anlam veremediği bir kargaşada hiç anlam veremediği kurşunlara hedef olmuştu. Sevdikleri ölmesin diye ölmüştü fakat kabullenmek zordu.
Annesi Zekiye Hanım el bebek gül bebek büyütmüştü, uçan kuştan sakınmıştı onu. Şimdi kuşlar uçuyordu cenazesinde ve ruhu kanatlanmıştı gökyüzünde. Dayanamadı acı habere Zekiye Hanım duyduğunda kulaklarına inanmak istememişti. Zaten o askere gittiğinden beridir televizyonda haber izlemiyor, gazetelere bakmıyordu. Yetimdi Memati. Babasını sadece resimlerden görmüştü. Babası da kendisi gibi kahraman bir Türk genciydi. O da şehit olmuştu. Babasını o kadar özlüyordu ki, askere gittiğinden beri dua eder olmuştu… “Allah’ım beni de babam gibi şehit olan kullarından eyle” diyordu. Askerliğinin 33.gününde şehit olmuştu. Kelime-i Şehadet getirmeye vakti olmuş, vurulduğunda yanında olan arkadaşı Mustafa ve komutanı Binbaşı Mehmet bey söylemişti. Tek kurşun isabet etmişti, tam kalbine ama vurulan sadece Memati değildi. Onunla birlikte annesi Zekiye Hanım, kız kardeşi Fatma ve bir ömürlük sevgilisi, 6 yaşından beri her şeyi beraber yaşadıkları Emel’de ölmüştü. Ruhları geziniyordu dünya semalarında ama akılları Memati’nin ruhunun sonsuzluğa uçuşuna takılmıştı. Onsuz hayatlarının anlamsızlığına.
Bir yağmur başladı bardaktan boşanırcasına. Evin içinde akan gözyaşlarından tek farkı çakan şimşekler ve düşen yıldırımlardı. Önce çatılar ıslandı yağmurla. Sonra gözyaşlarıyla taziyeye gelen herkes. Bir yağmur başlamıştı durmak bilmiyordu. Dışarıda şimşekler çakıyor evde feryatlar ağıtlar bir senfoni edasıyla evin duvarlarında yankılanıyordu. Taziyeye gelenler de dayanamıyorlardı artık. İçeri girenler birkaç dakika sonra başka üzüntülerin, kederlerin birikintilerini Memati’nin toprağını sulamak için kullanıyorlardı. Bu ağır ve acıklı senfoni artık ağlamaktan yorulan ve sesi kesilen bedenlerin bayılmalarıyla kesilir gibi oldu. Ama acı bitmiyor aksine katlanıyordu. Binbir düşünce dolanıyordu sevdiklerinin akıllarında. Gelecek planları, geçmişteki anıları ve şimdiki zamanın acısı.
Sabah olunca uyumayan, göz pınarlarını kurutan gözler kapanmadan güne devam ettiler. Cenaze defnedilecekti. Sevenler onları en çok seveni toprağa terk edecekti. Bir ayrılık senaryosu yazmıştı birileri. Ve oyuncular son perdede en iyi performanslarını sergiliyorlardı. Biri gitmişti. Kalanların sevmelerine, ağıtlarına, hasret cümlelerine inat gitmişti ve geri dönmeyecekti.
Beden alındı omuzlara ve hak ettiği şekilde uğurlandı toprağa. Dualar savruldular havaya. Herkes nasibine düşeni çaldı hak etmeseler de. Ve sevenler son bir gayret tekrar başladılar senfonilerine. Gidene inat, ölümüne feryat ettiler. Birileri daha öldü o gün. Kimse anlamadı kim öldü. Mezara gömülen Zekiye Hanımdı. Arkasından ağlayan Fatma ve bunları göremeyen, duyamayan Memati.
Emel ise istediğini almıştı, Memati kollarındaydı, ama Memati’nin kollarında kimse yoktu. Hatta kolları bile…
16 Şubat 2009 Pazartesi
Ben Ağlarım
Kutsal bir göreve adanmış ruhlarımız
Bedenlerimiz aracı olmuş
Bir vesile lazımdı bulamadık
Ben ağladım...
Sözlerim kifayetsiz kalırken
Adımlarına basarak yürümeye çalışıyorum
Kokunu ne kadar özlemişim
Sen üzme kendini, özleme beni
Ben ağlarım...
Sancısız sevda olmazmış derler
Bütün vücudum esirin artık
Nefes alamaz olmuş dudaklarım
Ben ağladım...
Gökyüzünde bir yıldızmışsın gibi
Gözlerimi çevirdim gökyüzüne
Sana bakmak gözlerinde gökkuşağı olmak
Ben ağladım...
Bana bakmaya kalkma sakın
Sen yukarılarda bir yerde ol,
Rütbesi, şanı yüksek olsun aşkımızın
Ben ağlarım...
Kavuşma hayalleri kurma sakın
Efsane olmak değil miydi istediğimiz?
Ramak kaldı dayan ve sen üzülme aşkım
Ben ağlarım...
Yelken açamadığımız her mevsime inat
Baharda kaldı avuçlarım, ılık ve nemli
Her şeyi anımsattı vurduğun tokat
Ben ağladım...
Bir bahar akşamı rastlamıştım sana gene
Avuçlarında hala sıcaklığım vardı
O ağacın altını şimdi ben anıyorum
Ben ağladım...
Ruhum bedenimden ayrılır gibi
Sarılamıyorum, öpemiyorum bile seni
Sesin kulaklarımda çınlıyor, diyor ki;
Ben ağladım...
Biçimsiz kelimeler, anlamsız cümlelerim var
Ne anlattığına, ne ifade ettiğine bakmadığım
İki kelime kaldı aklımda senin söylediğin
Ben ağladım...
Gözlerimin ilkbaharında, gözlerini arıyorum
Bir ışık ver, renklensin gözyaşlarım
Çıksın gökkuşağımız, açılsın kollarımız
Ben ağladım.
Süzüldü gözlerimden bir damla yaş
Işığınla buluştu bir yerlerde
Gökkuşağı çıktı ortaya ve senin her rengin
Ben ağladım...
Bedenlerimiz aracı olmuş
Bir vesile lazımdı bulamadık
Ben ağladım...
Sözlerim kifayetsiz kalırken
Adımlarına basarak yürümeye çalışıyorum
Kokunu ne kadar özlemişim
Sen üzme kendini, özleme beni
Ben ağlarım...
Sancısız sevda olmazmış derler
Bütün vücudum esirin artık
Nefes alamaz olmuş dudaklarım
Ben ağladım...
Gökyüzünde bir yıldızmışsın gibi
Gözlerimi çevirdim gökyüzüne
Sana bakmak gözlerinde gökkuşağı olmak
Ben ağladım...
Bana bakmaya kalkma sakın
Sen yukarılarda bir yerde ol,
Rütbesi, şanı yüksek olsun aşkımızın
Ben ağlarım...
Kavuşma hayalleri kurma sakın
Efsane olmak değil miydi istediğimiz?
Ramak kaldı dayan ve sen üzülme aşkım
Ben ağlarım...
Yelken açamadığımız her mevsime inat
Baharda kaldı avuçlarım, ılık ve nemli
Her şeyi anımsattı vurduğun tokat
Ben ağladım...
Bir bahar akşamı rastlamıştım sana gene
Avuçlarında hala sıcaklığım vardı
O ağacın altını şimdi ben anıyorum
Ben ağladım...
Ruhum bedenimden ayrılır gibi
Sarılamıyorum, öpemiyorum bile seni
Sesin kulaklarımda çınlıyor, diyor ki;
Ben ağladım...
Biçimsiz kelimeler, anlamsız cümlelerim var
Ne anlattığına, ne ifade ettiğine bakmadığım
İki kelime kaldı aklımda senin söylediğin
Ben ağladım...
Gözlerimin ilkbaharında, gözlerini arıyorum
Bir ışık ver, renklensin gözyaşlarım
Çıksın gökkuşağımız, açılsın kollarımız
Ben ağladım.
Süzüldü gözlerimden bir damla yaş
Işığınla buluştu bir yerlerde
Gökkuşağı çıktı ortaya ve senin her rengin
Ben ağladım...
14 Şubat 2009 Cumartesi
kanatlarımda gökyüzü
Ruhum uçuyor kanatlarımdan
Anlamsız betimlemeler
Benzetmeler çıkıyor ağzımdan
Hiçbir şey anlatmayan
Hiçbir şey içinde her şeyi anlatıyor
Sağanak bir yağmur gibi
Durmadan akıyor gözyaşlarım
Sana yaklaşıyor adımlarım
Sonra yine yağmur başlıyor
Durmaksızın,
Duraksıyorum
Gözlerin durağında, utanmadan
Seni bekliyorum.
Utancımdan kızarmış kulaklarım
Ayazdandır yalanları söylerken kendime
Gelmiyor beklediklerim, özlediklerim
Baş başa ve yalnız kalıyorum
Saçmalıyorum mütemadiyen
Farkındayım
Uyuz oluyorum hep sevdiklerime
Kin kusuyorum avuçlarına her dem
Yüzlerine bakmadan
Yüzümden, gözümden saklanıyorum
Aynalara bakıyorum
Kendimden kaçıyorum
Kendime varmak için
Arama beni, bitti
Burada ve şimdi…
Zulmediyorsun acımadan,
Acıkmadan
Sancıların sarıyor bedenimi
Usulca
Titriyorum uzatmadan
Kısa kesiyorum seni
Uzak bir yerler düşlüyorum
Seninle ya da sensiz
Belli ya da belirsiz
Önemsiz..
14.02.2009/21:25
Anlamsız betimlemeler
Benzetmeler çıkıyor ağzımdan
Hiçbir şey anlatmayan
Hiçbir şey içinde her şeyi anlatıyor
Sağanak bir yağmur gibi
Durmadan akıyor gözyaşlarım
Sana yaklaşıyor adımlarım
Sonra yine yağmur başlıyor
Durmaksızın,
Duraksıyorum
Gözlerin durağında, utanmadan
Seni bekliyorum.
Utancımdan kızarmış kulaklarım
Ayazdandır yalanları söylerken kendime
Gelmiyor beklediklerim, özlediklerim
Baş başa ve yalnız kalıyorum
Saçmalıyorum mütemadiyen
Farkındayım
Uyuz oluyorum hep sevdiklerime
Kin kusuyorum avuçlarına her dem
Yüzlerine bakmadan
Yüzümden, gözümden saklanıyorum
Aynalara bakıyorum
Kendimden kaçıyorum
Kendime varmak için
Arama beni, bitti
Burada ve şimdi…
Zulmediyorsun acımadan,
Acıkmadan
Sancıların sarıyor bedenimi
Usulca
Titriyorum uzatmadan
Kısa kesiyorum seni
Uzak bir yerler düşlüyorum
Seninle ya da sensiz
Belli ya da belirsiz
Önemsiz..
14.02.2009/21:25
Fotoğraf
bir siyah beyaz fotoğrafım ben
tozlu raflardayım eski albümlerde
yağmurlu günlerde alçak gönüllü
bir su birikintisiyim
şehrin karanlık sokaklarında
donu düşük çocukların yaktığı
kağıttan bir gemiyim
yüzüyorum.. yüzüyor muyum..
bilmiyorum.. bilmiyorum..
bir gün batımıyım güneyde
bir akşam vaktiyim
ucuz bir şarabın şişesiyim, denizde
yüzüyorum.. yüzüyor muyum..
biliyor musun bir gün
bir yağmur sonrası
siyah beyaz bir fotoğraf
bulacaksın yerlerde
işte o an
bir kıpırtı yüreğinde
ve iki damla yaş olacağım
güneşli gözlerinde.. gözlerinde..
----------------------------------------------
bir an...
bir fotoğraf...
bir ben...
ve pilli bebek...
----------------------------------------------
Siyah Beyaz'dan sonra beni Fotoğraf şarkılarıyla büyüleyen "Pilli Bebek" grubuna saygılarımla...
tozlu raflardayım eski albümlerde
yağmurlu günlerde alçak gönüllü
bir su birikintisiyim
şehrin karanlık sokaklarında
donu düşük çocukların yaktığı
kağıttan bir gemiyim
yüzüyorum.. yüzüyor muyum..
bilmiyorum.. bilmiyorum..
bir gün batımıyım güneyde
bir akşam vaktiyim
ucuz bir şarabın şişesiyim, denizde
yüzüyorum.. yüzüyor muyum..
biliyor musun bir gün
bir yağmur sonrası
siyah beyaz bir fotoğraf
bulacaksın yerlerde
işte o an
bir kıpırtı yüreğinde
ve iki damla yaş olacağım
güneşli gözlerinde.. gözlerinde..
----------------------------------------------
bir an...
bir fotoğraf...
bir ben...
ve pilli bebek...
----------------------------------------------
Siyah Beyaz'dan sonra beni Fotoğraf şarkılarıyla büyüleyen "Pilli Bebek" grubuna saygılarımla...
Günaydın...
Günaydın sana,
Hatunum…
Bütün günlerinde olmak dileğiyle,
Bütün dünlerinde hatıra olmak dileğiyle günaydın
Günaydın,
Özlemlerine ağlayan güzel kız.
Mahrum kalacaklarına inat
Mutlu olman dileğiyle....
Zamanlarımızı denk getiremediğimiz bir zaman da
Birbirimize sarılma arzusuyla yanarken,
Bu kadar uzakta olabilen bizlere günaydın.
Kaybederim, sahip olamam
Ya da sahip olsam da
Sahip çıkamamaktan korktuğum
Hatunum günaydın
Sana günaydınlardan kitap yazabilirim...
Ve en önemlisi..
Hep olmak istediğin şeyi olman için
Günaydın.
Dualarını ayırma gökyüzünden
Rahmetin ne zaman yağacağına
Ancak O karar verir..
bugünde beraberdik,
Uzakta olsak da...
Yarına söz veremem.
Önce uyanmalıyız sabaha...
Düşümde gördüm seni,
Birine benzettim hatırlayamadım…
oluşturma zamanı: 12 Ocak 2009 Pazartesi, 01:35:44
8 Şubat 2009 Pazar
İşte burası
Bir yer var.
Beni çağırıyor
Nerde hangi meridyende bilmiyorum..
Kokusu burnumda
Bir yaz akşamında
Bir hamaktayım
Yıldızlarla örülü bi gökyüzü
Elimde en sevmediğim kitabım..
Ve ben
İşte ordayım
Tek başıma
Ve hep istediğim gibi…
Beni çağırıyor
Nerde hangi meridyende bilmiyorum..
Kokusu burnumda
Bir yaz akşamında
Bir hamaktayım
Yıldızlarla örülü bi gökyüzü
Elimde en sevmediğim kitabım..
Ve ben
İşte ordayım
Tek başıma
Ve hep istediğim gibi…
Basit
Bazen her şey çok basit geliyor
Anlıyor gibi oluyorum
Ayrıntılarına takılmadan
Basitçe düşünüyorum her şeyi
Herkesi
Sonra bir zaman geliyor
Ayrıntılar basitlikleri zorlaştırıyor
Karmaşıklaştırıyor
Karmaşıklık hayatın doğası mı?
Yoksa doğanın felsefesi mi çözemiyorum
Kafam daha çok karışıyor
Her şey birbirine geçiyor
Birbirinden kurtaramıyorum
Birbirinden ayıramıyorum
Bağımsızlaştıramıyorum
Özgürleştiremiyorum kendimi
Soyutlayamıyorum
Ayrı düşünemiyorum
Tepeden bakamıyorum hayata örneğin
Değerlerin değerlendirmesini yapamıyorum
Sonra bir zaman geliyor
Her şey yoluna girer gibi oluyor
Karmaşık beynim karmaşıklığıyla kalıyor
Karmaşıklı içinde bir düzen kurmaya çalışıyor beynim
Karmaşa düzenim oluyor
Ve her düzende karmakarışık oluyorum
Düzen benim karmaşıklığımı dengeleyemiyor
Şimdi düşünüyorum da
Karmaşık olan benim beynim mi?
Yoksa hayatın ta kendisi mi?
Bu sorunun cevabı birçok şeyi netleştirebilir
Emin değilim
Aslında düzene karşı olan benim gibi geliyor.
Ama etrafıma bakıyorum da
Düzen neredeyse benim.
Her şey, herkes
Farklı bir biçim almış
İnsanlıktan çıkmışız çoğumuz örneğin
Ben mükemmellik çabasındayım
Yeni doğanlar insan olma çabasında…
Dünyayı aydınlatacak gücüm var
Farkındayım da.
Işığım olacak biri lazım
Sanırım haklısın
Şimdi farkına varıyorum?
Sen eş deyince aklım kabullendi
Yaratana öykünüyorum ben
“O” olmaya çalışmışım yıllardır
Kimseye muhtaç olmamaya
Kimseden etkilenmemeye
Herkesi etkilemeye çalışmışım
Yeni farkına varıyorum bunun
O kadar saçma gibi geliyor ki
Ve bir o kadar mantıklı
Mantığım almıyor beni
Bense mantığımın sularından çıkamamışım
Işığım ama güneşlere muhtacım
Ne desem nasıl desem
Bilemiyorum
Üzülüyorum ama ağlayamıyorum
Bazen böyle 2 damla akıyor
Gözlerimden
Kaldırım taşlarına düşüyor kalbimin
Bedenim parça pinçik oluyor
Hüzün doluyorum gece olunca
Sabahı görememekten korkuyorum
Uyuyamıyorum
Ama uyuyamıyor olmam korkumdan değil
Ölmekten hiç değil
O'na hasret ölmekten
Bir kez görmeden
Bir kez öpmeden ölmekten
itaat ederim…
Anlıyor gibi oluyorum
Ayrıntılarına takılmadan
Basitçe düşünüyorum her şeyi
Herkesi
Sonra bir zaman geliyor
Ayrıntılar basitlikleri zorlaştırıyor
Karmaşıklaştırıyor
Karmaşıklık hayatın doğası mı?
Yoksa doğanın felsefesi mi çözemiyorum
Kafam daha çok karışıyor
Her şey birbirine geçiyor
Birbirinden kurtaramıyorum
Birbirinden ayıramıyorum
Bağımsızlaştıramıyorum
Özgürleştiremiyorum kendimi
Soyutlayamıyorum
Ayrı düşünemiyorum
Tepeden bakamıyorum hayata örneğin
Değerlerin değerlendirmesini yapamıyorum
Sonra bir zaman geliyor
Her şey yoluna girer gibi oluyor
Karmaşık beynim karmaşıklığıyla kalıyor
Karmaşıklı içinde bir düzen kurmaya çalışıyor beynim
Karmaşa düzenim oluyor
Ve her düzende karmakarışık oluyorum
Düzen benim karmaşıklığımı dengeleyemiyor
Şimdi düşünüyorum da
Karmaşık olan benim beynim mi?
Yoksa hayatın ta kendisi mi?
Bu sorunun cevabı birçok şeyi netleştirebilir
Emin değilim
Aslında düzene karşı olan benim gibi geliyor.
Ama etrafıma bakıyorum da
Düzen neredeyse benim.
Her şey, herkes
Farklı bir biçim almış
İnsanlıktan çıkmışız çoğumuz örneğin
Ben mükemmellik çabasındayım
Yeni doğanlar insan olma çabasında…
Dünyayı aydınlatacak gücüm var
Farkındayım da.
Işığım olacak biri lazım
Sanırım haklısın
Şimdi farkına varıyorum?
Sen eş deyince aklım kabullendi
Yaratana öykünüyorum ben
“O” olmaya çalışmışım yıllardır
Kimseye muhtaç olmamaya
Kimseden etkilenmemeye
Herkesi etkilemeye çalışmışım
Yeni farkına varıyorum bunun
O kadar saçma gibi geliyor ki
Ve bir o kadar mantıklı
Mantığım almıyor beni
Bense mantığımın sularından çıkamamışım
Işığım ama güneşlere muhtacım
Ne desem nasıl desem
Bilemiyorum
Üzülüyorum ama ağlayamıyorum
Bazen böyle 2 damla akıyor
Gözlerimden
Kaldırım taşlarına düşüyor kalbimin
Bedenim parça pinçik oluyor
Hüzün doluyorum gece olunca
Sabahı görememekten korkuyorum
Uyuyamıyorum
Ama uyuyamıyor olmam korkumdan değil
Ölmekten hiç değil
O'na hasret ölmekten
Bir kez görmeden
Bir kez öpmeden ölmekten
itaat ederim…
Deli miyim?
Deli miyim ben dedim?
Hayır, yok eğer değilsem
Olmak istiyorum:
Acısız hayat çekilir mi?
İnsanlar kıymetini bilmiyorlar bakma sen
Ben her acımdan bir tat çıkardım kendime...
Acı hayatın zamanlarına anlam katan bir depremdir.
Kimine göre artçı, kimine göre sarsıcı.
Kimine göre yıkıcı
İnsanların bu acıları nasıl algıladığı
Onlardan ne anladığı ya da ne öğrendiği önemli
Her zaman bir şeyler yazabilirim
Yakında yanıma ses kaydeden bir şey alacağım
Yolda akılma bir şeyler geliyor yazamıyorum
O kadar güzel cümleler ki hemen aklımdan siliniveriyor
Yazmakta istemiyorum bir taraftan
Kendimi anlatmak değil derdim
Kimse de anlasın çözsün istemiyorum beni
Ben bir kapalı kutu
Açmasınlar da olmasın sonum kötü…
Şiir yazmak gibi,
Böyle kelimelerin geldiğini hissedersin ya
Birinin sana kalbiyle gelmesi gibi
Bedenin çekiliyor gibi olur bir yerlere
Kalbin çarpar hızlı hızlı
Bir yere yetişmek telaşı vardır sanki
Damarlarında gezinen kanında
Her insan yazmak istemez.
Ama her insan şairdir
Gecenin bir saati yazılmış
Çoğu bir kerede
Üzerine ilave edilemeyecek
Çoğu da 5 dakika da yazılmış şeyler
Bak bunları msn de yazdım
Deli misin dedin ya
Evet, deliriyorum sanırım
Çok fazla şey düşünmekten
Seni düşünmekten
Artık beynim yetmiyor bana
Bazen unutuyorum
Olmadık zamanlarda bazı şeyleri
Takılıyorum ben de öyle
Fazla ciddiye alma
Bazen başladığım cümleleri bitiremiyorum
Bir yerler de bir şeyler
Başka şeylere müsaade etmiyorlar
Onların varlıklarını engelliyorlar
Bir aşka mani olan 3. şahıslar gibi
Geçen günde anlatmıştım ya sana
Hani 3. şahıslar meselesi
Karşımda gözlerin varken ifade edemediğim
Karıştırdığım duygularım ve cümlelerim
Anlatamadıklarım, anlayamadıkların
Var ya hani, işte o…
Bir derdim var benim
Kendimi, seni bana unutturan
Derdim dünyayı kurtarmak
Kötü olan her şeyden
Belki senle benden bile.
Olmayacak bir dua farkındayım
Ama en azından bunun çabasıyla yaşamak
Bununla hatırlanmak istiyorum
sen yapma, ben yapma kim yapacak?
Bu dünya da insanlara adanmamış
İnsanlığa feda edilmemiş
Bir ömrü yaşamak mantıksız
Herkes hayalperestsin diyor.
Halbuki bilmiyorlar
Benim en büyük hayalimin
Sen olduğunu.
Ben hayal edemezsem ölürüm be
Zaten bir yandan rapor yazıyorum
Tehlikeliyim şuan.
Endişelenme iyi olacağım
Hatta gereğinden fazla iyi
Korkma tamam yahu
En fazla şiir karışır raporuma
Ya da raporuma biraz şiir
Belki yeni bir ifade biçimi doğururum
Bu gece veya sabaha karşı avuçlarına
Bir şey olacağından değil…
Yalnızca hayatımın raporunu şiir biçiminde
Ve sensiz yazıyorum.
İtaat ederim…
Dipnot: a.g.e
Kaynakça: yalnızlık bibliyografyası, Baroq, s.178, y.y. 2068
Hayır, yok eğer değilsem
Olmak istiyorum:
Acısız hayat çekilir mi?
İnsanlar kıymetini bilmiyorlar bakma sen
Ben her acımdan bir tat çıkardım kendime...
Acı hayatın zamanlarına anlam katan bir depremdir.
Kimine göre artçı, kimine göre sarsıcı.
Kimine göre yıkıcı
İnsanların bu acıları nasıl algıladığı
Onlardan ne anladığı ya da ne öğrendiği önemli
Her zaman bir şeyler yazabilirim
Yakında yanıma ses kaydeden bir şey alacağım
Yolda akılma bir şeyler geliyor yazamıyorum
O kadar güzel cümleler ki hemen aklımdan siliniveriyor
Yazmakta istemiyorum bir taraftan
Kendimi anlatmak değil derdim
Kimse de anlasın çözsün istemiyorum beni
Ben bir kapalı kutu
Açmasınlar da olmasın sonum kötü…
Şiir yazmak gibi,
Böyle kelimelerin geldiğini hissedersin ya
Birinin sana kalbiyle gelmesi gibi
Bedenin çekiliyor gibi olur bir yerlere
Kalbin çarpar hızlı hızlı
Bir yere yetişmek telaşı vardır sanki
Damarlarında gezinen kanında
Her insan yazmak istemez.
Ama her insan şairdir
Gecenin bir saati yazılmış
Çoğu bir kerede
Üzerine ilave edilemeyecek
Çoğu da 5 dakika da yazılmış şeyler
Bak bunları msn de yazdım
Deli misin dedin ya
Evet, deliriyorum sanırım
Çok fazla şey düşünmekten
Seni düşünmekten
Artık beynim yetmiyor bana
Bazen unutuyorum
Olmadık zamanlarda bazı şeyleri
Takılıyorum ben de öyle
Fazla ciddiye alma
Bazen başladığım cümleleri bitiremiyorum
Bir yerler de bir şeyler
Başka şeylere müsaade etmiyorlar
Onların varlıklarını engelliyorlar
Bir aşka mani olan 3. şahıslar gibi
Geçen günde anlatmıştım ya sana
Hani 3. şahıslar meselesi
Karşımda gözlerin varken ifade edemediğim
Karıştırdığım duygularım ve cümlelerim
Anlatamadıklarım, anlayamadıkların
Var ya hani, işte o…
Bir derdim var benim
Kendimi, seni bana unutturan
Derdim dünyayı kurtarmak
Kötü olan her şeyden
Belki senle benden bile.
Olmayacak bir dua farkındayım
Ama en azından bunun çabasıyla yaşamak
Bununla hatırlanmak istiyorum
sen yapma, ben yapma kim yapacak?
Bu dünya da insanlara adanmamış
İnsanlığa feda edilmemiş
Bir ömrü yaşamak mantıksız
Herkes hayalperestsin diyor.
Halbuki bilmiyorlar
Benim en büyük hayalimin
Sen olduğunu.
Ben hayal edemezsem ölürüm be
Zaten bir yandan rapor yazıyorum
Tehlikeliyim şuan.
Endişelenme iyi olacağım
Hatta gereğinden fazla iyi
Korkma tamam yahu
En fazla şiir karışır raporuma
Ya da raporuma biraz şiir
Belki yeni bir ifade biçimi doğururum
Bu gece veya sabaha karşı avuçlarına
Bir şey olacağından değil…
Yalnızca hayatımın raporunu şiir biçiminde
Ve sensiz yazıyorum.
İtaat ederim…
Dipnot: a.g.e
Kaynakça: yalnızlık bibliyografyası, Baroq, s.178, y.y. 2068
6 Şubat 2009 Cuma
Gidenler
Gitmek isterse senden
Durduramazsın,
Senin rızanla ya da
Kendi arzusuyla
Mutlaka gider
Anlayamazsın!
Zorlama boşver
Gidenler hep keşke der!
Durduramazsın,
Senin rızanla ya da
Kendi arzusuyla
Mutlaka gider
Anlayamazsın!
Zorlama boşver
Gidenler hep keşke der!
4 Şubat 2009 Çarşamba
Acaba!
Her gün biraz daha dinliyorum
Dinlendiriyorum
Biraz daha anlıyorum kendimi
Seni, sevdiklerimi
Biraz daha mantıksızlaştırıyorum
Duygudan bağımsızlaştırıyorum
Bizi.
Ne yapacağımızı bilmeden
Düştüğümüz yollarda
Nelere yol açtığımızı bilmeden
Dokunuşlarımızı, sevişlerimizi
Soyutlaştırıyorum.
Saçmalamalarımıza katlanacak
Kulaklar var mı?
Parmaklarımız bir ömür yazacaklarımıza
Dayanır mı?
Seni benden
Beni senden
Daha az anlayan birileri
Var mı acaba!
Dinlendiriyorum
Biraz daha anlıyorum kendimi
Seni, sevdiklerimi
Biraz daha mantıksızlaştırıyorum
Duygudan bağımsızlaştırıyorum
Bizi.
Ne yapacağımızı bilmeden
Düştüğümüz yollarda
Nelere yol açtığımızı bilmeden
Dokunuşlarımızı, sevişlerimizi
Soyutlaştırıyorum.
Saçmalamalarımıza katlanacak
Kulaklar var mı?
Parmaklarımız bir ömür yazacaklarımıza
Dayanır mı?
Seni benden
Beni senden
Daha az anlayan birileri
Var mı acaba!
26 Ocak 2009 Pazartesi
Dalgalar nereye sürüklerse
Eskiden yalnız olmak boğardı beni
Uzun zamandır ne bir kız arkadaşım
Ne de hoşlandığım biri var
Duygularım köreliyor sanırım
Eskiden hep düşünürdüm
Neden bana azıcık ilgi gösteren
Her kadına aşık oluyorum diye
Sonradan anladım, bazı şeyleri
Yazabilmek için yapıyormuşum bunu.
Hayatımı birine bağlamak
Sınırlandırmak bana göre değil.
Ama içimde bir yerlerde
Birine bağlanmak duygusu var,
Hep de var olacak gibi
Ama kişiliğimde mani oluyor.
Şimdi sana aşığım diyemem.
Aşık olurum da diyemem.
Biliyorum saçmalıyorum ama böyle.
Hayatımı nereye sürükleyeceğim belli değilken
Birisine benimle sürüklen diyemem.
En iyisi bırakalım da dalgalar karar versin
Nereye sürüklerlerse oraya gidelim.
Eninde sonunda bir karaya çıkarız herhalde…
itaat ederim…
Uzun zamandır ne bir kız arkadaşım
Ne de hoşlandığım biri var
Duygularım köreliyor sanırım
Eskiden hep düşünürdüm
Neden bana azıcık ilgi gösteren
Her kadına aşık oluyorum diye
Sonradan anladım, bazı şeyleri
Yazabilmek için yapıyormuşum bunu.
Hayatımı birine bağlamak
Sınırlandırmak bana göre değil.
Ama içimde bir yerlerde
Birine bağlanmak duygusu var,
Hep de var olacak gibi
Ama kişiliğimde mani oluyor.
Şimdi sana aşığım diyemem.
Aşık olurum da diyemem.
Biliyorum saçmalıyorum ama böyle.
Hayatımı nereye sürükleyeceğim belli değilken
Birisine benimle sürüklen diyemem.
En iyisi bırakalım da dalgalar karar versin
Nereye sürüklerlerse oraya gidelim.
Eninde sonunda bir karaya çıkarız herhalde…
itaat ederim…
16 Ocak 2009 Cuma
Ağlama
Seninle ben bir dört duvar
Neden açılmaz kapılar
Ağlamaz mı hiç duvarlar
Biz topraktan doğmadık mı?
Bu da gelir
Bu da geçer
Ağlama gözlerim ağlama.
Senelerim boşa geçti
Ömür hep böylemi bitti
Sana ağıt yakan dilim
Neden gitme diyemedi.
Bu da gelir
Bu da geçer
Ağlama gözlerim ağlama.
"Ağlama – Göksel Baktagir"
Neden açılmaz kapılar
Ağlamaz mı hiç duvarlar
Biz topraktan doğmadık mı?
Bu da gelir
Bu da geçer
Ağlama gözlerim ağlama.
Senelerim boşa geçti
Ömür hep böylemi bitti
Sana ağıt yakan dilim
Neden gitme diyemedi.
Bu da gelir
Bu da geçer
Ağlama gözlerim ağlama.
"Ağlama – Göksel Baktagir"
13 Ocak 2009 Salı
Seçmek ya da ...
Seçtiklerimizi bildik hep
Seçmediklerimize şans tanımadık
Onların haklarını gasp ettik
Tanımadan yargıladık
Binler içinden biri seçtik
Binleri kaybettik
Bir seçim yaptık
Bin üzüldük
Bin ah işittik
Seçmediklerimizi düşünmedik
Onların yerine üzülmedik
Ya bir gün gelirde
Hesap sorarsa biri
O biri neye göre seçtin derse
Ne deriz?
Ne derim?
Ne dersin?
Görünüş değil mi?
Bütün hayatımızın manası bu muydu?
Gördüklerimiz.
Ya görmeseydik
Ya gözlerimiz olmasaydı!
Kulaklarımız!
Neyden etkilenirdik.
Dokunurduk değil mi?
Tasviri mümkün olmayan bedenlerimizi
Tanımlardık, sahte kelimelerle
Anlamlarını bizim yüklediğimiz
Saçmalıklarla…
Çok adiyiz
Kendimizi ifade etmek için
İfadeler bulup
Anlam yüklemişiz
Onları da anlatılması mümkün olmayan
Görüntülere anlam katmak için
Kullanmışız.
Saçmalık.
Kelimeler
Manasız harflerden oluşur
Harfler manasız çizgilerden
Çizgiler saçmalıklardan
Evet.
Saçmalamaya devam edelim o zaman
Ama şimdilik bu kadar yeter…
Seçmediklerimize şans tanımadık
Onların haklarını gasp ettik
Tanımadan yargıladık
Binler içinden biri seçtik
Binleri kaybettik
Bir seçim yaptık
Bin üzüldük
Bin ah işittik
Seçmediklerimizi düşünmedik
Onların yerine üzülmedik
Ya bir gün gelirde
Hesap sorarsa biri
O biri neye göre seçtin derse
Ne deriz?
Ne derim?
Ne dersin?
Görünüş değil mi?
Bütün hayatımızın manası bu muydu?
Gördüklerimiz.
Ya görmeseydik
Ya gözlerimiz olmasaydı!
Kulaklarımız!
Neyden etkilenirdik.
Dokunurduk değil mi?
Tasviri mümkün olmayan bedenlerimizi
Tanımlardık, sahte kelimelerle
Anlamlarını bizim yüklediğimiz
Saçmalıklarla…
Çok adiyiz
Kendimizi ifade etmek için
İfadeler bulup
Anlam yüklemişiz
Onları da anlatılması mümkün olmayan
Görüntülere anlam katmak için
Kullanmışız.
Saçmalık.
Kelimeler
Manasız harflerden oluşur
Harfler manasız çizgilerden
Çizgiler saçmalıklardan
Evet.
Saçmalamaya devam edelim o zaman
Ama şimdilik bu kadar yeter…
12 Ocak 2009 Pazartesi
Günaydın
Günaydın sana,
Hatunum…
Bütün günlerinde olmak dileğiyle,
Bütün dünlerinde hatıra olmak dileğiyle
Günaydın,
Özlemlerime ağlayan güzel kız.
Mahrum kalacaklarına inat
Mutlu olman dileğiyle....
Zamanlarımızı denk getiremediğimiz bir zaman da
Birbirimize sarılma arzusuyla yanarken,
Bu kadar uzakta olabilen bizlere günaydın.
Kaybederim, sahip olamam
Ya da sahip olsam da
Sahip çıkamamaktan korktuğum
Hatunum günaydın
Sana günaydınlardan kitap yazabilirim...
Ve en önemlisi..
Hep olmak istediğin şeyi olman için
Günaydın.
Dualarını ayırma gökyüzünden
Rahmetin ne zaman yağacağına
Ancak O karar verir.
bugünde beraberdik,
Uzakta olsak da...
Yarına söz veremem.
Önce uyanmalıyız sabaha...
Düşümde gördüm seni,
Birine benzettim hatırlayamadım…
Hatunum…
Bütün günlerinde olmak dileğiyle,
Bütün dünlerinde hatıra olmak dileğiyle
Günaydın,
Özlemlerime ağlayan güzel kız.
Mahrum kalacaklarına inat
Mutlu olman dileğiyle....
Zamanlarımızı denk getiremediğimiz bir zaman da
Birbirimize sarılma arzusuyla yanarken,
Bu kadar uzakta olabilen bizlere günaydın.
Kaybederim, sahip olamam
Ya da sahip olsam da
Sahip çıkamamaktan korktuğum
Hatunum günaydın
Sana günaydınlardan kitap yazabilirim...
Ve en önemlisi..
Hep olmak istediğin şeyi olman için
Günaydın.
Dualarını ayırma gökyüzünden
Rahmetin ne zaman yağacağına
Ancak O karar verir.
bugünde beraberdik,
Uzakta olsak da...
Yarına söz veremem.
Önce uyanmalıyız sabaha...
Düşümde gördüm seni,
Birine benzettim hatırlayamadım…
9 Ocak 2009 Cuma
Sebep
Adımlarım merdivenlerde sürünürken
Yollarından kayboldu bedenim
Yalnızlığım…
Düşler aleminde kayboldum
Yönümü hayal edemiyorum
Yolsuzum…
Sabahları öpücüklerindi kahvaltılarım
Günlerimi tasvir edemiyorum
Sensizim…
Anlamsız cümleler kuruyorum
Farkındasın biliyorum.
Nerdesin…
Yollarından kayboldu bedenim
Yalnızlığım…
Düşler aleminde kayboldum
Yönümü hayal edemiyorum
Yolsuzum…
Sabahları öpücüklerindi kahvaltılarım
Günlerimi tasvir edemiyorum
Sensizim…
Anlamsız cümleler kuruyorum
Farkındasın biliyorum.
Nerdesin…
7 Ocak 2009 Çarşamba
beni sev...
sevecek misin beni?
çok sev ama tamam mı?
böyle, nefes aldırmadan sev,
ruhumu daralt, öldür mesela
bedenim sığmasın yeryüzüne
ama sev beni, hem de çok sev
öle bir sevki;
sevemeyenler kıskansın bizi
ruhları çekilsin bedenlerinden
dünyaya gömülsün hepsi
yere göğe sığmayalım
yer çekiminden bağımsız olalım
öfkemiz, kuru bir soğuk olsun
sevincimiz, sevişmelerimiz gibi sıcak
ama sev beni, sen beni sev ki;
dünya krallığında
presensesim yapayım seni
kraliçeler gibi yaşatayım
öyle sev ki beni
melekler kıskansın
insanlar inandıklarından şüphe etsinler
inanmadıklarına, inanamasınlar misal
dualar uçuşsun kollarımızdan
mutluluklar damlasın gözyaşımızdan
dudaklarımızda biriksin sevgimiz
paylaşalım tuzlu sularımızı
öperken sevmelerimizi...
öyle bir sev ki beni
sevemeyenler delirsin
bir tek akıllı bir kalalım
aklımızda biz olalım
akıllardan çıkmayalım
acımadan, acıkmadan sev beni
kimseye aldırmadan
kimselerle anılmadan
kimsesiz kalmadan sev beni
ama ne olur çok sev beni...
3 ocak 2009/ 03:40
çok sev ama tamam mı?
böyle, nefes aldırmadan sev,
ruhumu daralt, öldür mesela
bedenim sığmasın yeryüzüne
ama sev beni, hem de çok sev
öle bir sevki;
sevemeyenler kıskansın bizi
ruhları çekilsin bedenlerinden
dünyaya gömülsün hepsi
yere göğe sığmayalım
yer çekiminden bağımsız olalım
öfkemiz, kuru bir soğuk olsun
sevincimiz, sevişmelerimiz gibi sıcak
ama sev beni, sen beni sev ki;
dünya krallığında
presensesim yapayım seni
kraliçeler gibi yaşatayım
öyle sev ki beni
melekler kıskansın
insanlar inandıklarından şüphe etsinler
inanmadıklarına, inanamasınlar misal
dualar uçuşsun kollarımızdan
mutluluklar damlasın gözyaşımızdan
dudaklarımızda biriksin sevgimiz
paylaşalım tuzlu sularımızı
öperken sevmelerimizi...
öyle bir sev ki beni
sevemeyenler delirsin
bir tek akıllı bir kalalım
aklımızda biz olalım
akıllardan çıkmayalım
acımadan, acıkmadan sev beni
kimseye aldırmadan
kimselerle anılmadan
kimsesiz kalmadan sev beni
ama ne olur çok sev beni...
3 ocak 2009/ 03:40
gözyaşlarımda gökkuşağı...
buz gibi bedenim ve alnımda ellerim
beynimi yemek üzeredir düşüncelerim
ağıtlarım baş ağrıtır,
yüksek tansiyonlu gecelerimde.
hep en sen sevdiklerime kızarım
ağlayamam susarım
gözlerim nemlenir ama akmaz gözyaşlarım.
çok sevdiklerimin arkasından baktım hep
dön diyemedim, gel diyemedim
gitme diyemedim....
seni sevdiğime bile ağlayamadım
ruhum güneşlerinde yanıyor
bir yağmur, bir gözyaşı istediğim
kalbimin kırıklarını
ruhumun oyuklarını dolduracak bir gözyaşı
yüzümden aksın, dudaklarıma düşsün
bir gözyaşı dileniyorum senden
sadece benden akacak bir gözyaşı
ruhumu ferahlatacak bir gözyaşı
özlemlerimi bitirecek, hatıralarımı silecek
yeni bir günün müjdesini verecek
hiçbişeyi silmez iyleştirmez biliyorum
gözlerimden gizlediklerim için istiyorum
gözlerimden esirgediklerim için
gözlerime bakanlar için
gözbebeklerimde canlananlar için
bir gözyaşı istiyorum
bütün bir dünyayı gökkuşağına boyacak
bir alem doğuracak
beni insanlaştıracak bir gözyaşı
kanatlarımdan vazgeçtim zaten
uçmaya da mecalim kalmadı demiştim
uzak diyarlar çok uzak oldular artık
bir köşede bir çöp gibi atılmışım
bir gözyaşı istiyorum
sokaklarını temizleyecek kalbimin
bana seni unutturcak
başka ağıtları susturacak
başka başkaları, daha başka yapacak
bir gözyaşı istiyorum
herşey için, herkes için...
ruhum için bir gözyaşı
bir gözyaşı istiyorum
ölüme kucak açacak bir gözyaşı.
Bir nedeni yok, olması gerekmez
altı üstü tuzlu su işte.
18.12.2008 Perşembe 02:44
beynimi yemek üzeredir düşüncelerim
ağıtlarım baş ağrıtır,
yüksek tansiyonlu gecelerimde.
gözlerim nemlenir bazen
ağlayamam susarımhep en sen sevdiklerime kızarım
ağlayamam susarım
gözlerim nemlenir ama akmaz gözyaşlarım.
çok sevdiklerimin arkasından baktım hep
dön diyemedim, gel diyemedim
gitme diyemedim....
seni sevdiğime bile ağlayamadım
ruhum güneşlerinde yanıyor
bir yağmur, bir gözyaşı istediğim
kalbimin kırıklarını
ruhumun oyuklarını dolduracak bir gözyaşı
yüzümden aksın, dudaklarıma düşsün
bir gözyaşı dileniyorum senden
sadece benden akacak bir gözyaşı
ruhumu ferahlatacak bir gözyaşı
özlemlerimi bitirecek, hatıralarımı silecek
yeni bir günün müjdesini verecek
hiçbişeyi silmez iyleştirmez biliyorum
gözlerimden gizlediklerim için istiyorum
gözlerimden esirgediklerim için
gözlerime bakanlar için
gözbebeklerimde canlananlar için
bir gözyaşı istiyorum
bütün bir dünyayı gökkuşağına boyacak
bir alem doğuracak
beni insanlaştıracak bir gözyaşı
kanatlarımdan vazgeçtim zaten
uçmaya da mecalim kalmadı demiştim
uzak diyarlar çok uzak oldular artık
bir köşede bir çöp gibi atılmışım
bir gözyaşı istiyorum
sokaklarını temizleyecek kalbimin
bana seni unutturcak
başka ağıtları susturacak
başka başkaları, daha başka yapacak
bir gözyaşı istiyorum
herşey için, herkes için...
ruhum için bir gözyaşı
bir gözyaşı istiyorum
ölüme kucak açacak bir gözyaşı.
Bir nedeni yok, olması gerekmez
altı üstü tuzlu su işte.
18.12.2008 Perşembe 02:44
msn saçmalıklarım...
aslında uzun zaman oldu
uzun zamandır düşünüyorum
ama daha yeni kalkıyor buğuları,
yeni kalkıyor sis perdesi
bu dünyaya unutulmayacak,
... bir isim bırakacağım
öfke, umut, huzur
aradıklarım yani
tam olarak değil ama olsun
sahip olamadıklarım gibi
sinirlenmeyi de sevmem ben pek
ben sadece insan olmaya çalışan biriyim
uzun zamandır...
bazı şeyleri erken teşhis ettim
15 yaşındaydım, ruhum öldüğünde
kendimi unutalı kaç sene olmuş
bir şey beklemeksizin
başkalarına feda edeli ömrümüzü
kendim için öldüm
öldüm diyorum arkadaş..
ölüm herşeye yeter mi?
herşey ölümle biter mi?
bir gün benim öldüğümü değil de
gömüldüğümü duyarsan
o gün biter belki
şeytan azap çeker mi?
az önce öğrendim çekermiş
şeytan melek değil mi?
melekler azap çekmezmiş
şeytan neden azap çekiyor.
ruhumda şeytani bir melek var
hissediyorum,
şeytan ruhlu bi insanım ben
biliyorum kızıyorsun bana
özellikle şu acı çekme konusunda
ben tercih etmedim bunu
şimdi de vazgeçemiyorum
gülmek deprem etkisi yaratıyor
sallıyor kalbimi, korkuyorum
ölmekten değil, gömülmekten...
5 ocak 2009 / 02:31
uzun zamandır düşünüyorum
ama daha yeni kalkıyor buğuları,
yeni kalkıyor sis perdesi
bu dünyaya unutulmayacak,
... bir isim bırakacağım
öfke, umut, huzur
aradıklarım yani
tam olarak değil ama olsun
sahip olamadıklarım gibi
sinirlenmeyi de sevmem ben pek
ben sadece insan olmaya çalışan biriyim
uzun zamandır...
bazı şeyleri erken teşhis ettim
15 yaşındaydım, ruhum öldüğünde
kendimi unutalı kaç sene olmuş
bir şey beklemeksizin
başkalarına feda edeli ömrümüzü
kendim için öldüm
öldüm diyorum arkadaş..
ölüm herşeye yeter mi?
herşey ölümle biter mi?
bir gün benim öldüğümü değil de
gömüldüğümü duyarsan
o gün biter belki
şeytan azap çeker mi?
az önce öğrendim çekermiş
şeytan melek değil mi?
melekler azap çekmezmiş
şeytan neden azap çekiyor.
ruhumda şeytani bir melek var
hissediyorum,
şeytan ruhlu bi insanım ben
biliyorum kızıyorsun bana
özellikle şu acı çekme konusunda
ben tercih etmedim bunu
şimdi de vazgeçemiyorum
gülmek deprem etkisi yaratıyor
sallıyor kalbimi, korkuyorum
ölmekten değil, gömülmekten...
5 ocak 2009 / 02:31
8 Aralık 2008 Pazartesi
Ev'im...
Ben bir portakal'ım
Evim de bir portakal sıkacağı..
Eve girince sıkılıyorum, suyum çıkıyor
Ruhum akıyor, kanalizasyonlarına şehrimin
Ve denizlerine karışıyorum.
Sıcak bir yaz gününde
Buharlaşıp, yükseliyorum
Bulut oluyorum, yağmur oluyorum.
Yağıyorum beni sevenlerin üzerine,
Beni sevenlere dokunuyorum
Damla damla,
Ve portakal ağaçlarının topraklarına.
Portakal oluyorum yeniden
Şimdi de sıkılmak için ev arıyorum...
Evim de bir portakal sıkacağı..
Eve girince sıkılıyorum, suyum çıkıyor
Ruhum akıyor, kanalizasyonlarına şehrimin
Ve denizlerine karışıyorum.
Sıcak bir yaz gününde
Buharlaşıp, yükseliyorum
Bulut oluyorum, yağmur oluyorum.
Yağıyorum beni sevenlerin üzerine,
Beni sevenlere dokunuyorum
Damla damla,
Ve portakal ağaçlarının topraklarına.
Portakal oluyorum yeniden
Şimdi de sıkılmak için ev arıyorum...
19 Ekim 2008 Pazar
Uyumak İstiyorum...
Uyumak istiyor bir yanım
Ve bir yanım ağlıyor…
Usulca, sessizce
Bir yanım kanat çırpıyor uzaklara
Mesafelere inat, sensizliğe inat
Bir yanım ağıt yakıyor ölmüşlüklerime
Ölmüşlerime ve yalnızlığıma
Çaresizliğime.
Sana ve bana yaptıklarına
Ve bir yanım sana yanıyor
Her şeyden, herkesten daha çok
Ve bir yanım boşver diyor…
Ama beynimin bir yanı
Düşünmeden durmuyor,
Uyumuyor...
Kopmuyor hayattan…
Düşüncelerden… Senden…
19 Ekim 2008 Pazar, 03:20:32
Ve bir yanım ağlıyor…
Usulca, sessizce
Bir yanım kanat çırpıyor uzaklara
Mesafelere inat, sensizliğe inat
Bir yanım ağıt yakıyor ölmüşlüklerime
Ölmüşlerime ve yalnızlığıma
Çaresizliğime.
Sana ve bana yaptıklarına
Ve bir yanım sana yanıyor
Her şeyden, herkesten daha çok
Ve bir yanım boşver diyor…
Ama beynimin bir yanı
Düşünmeden durmuyor,
Uyumuyor...
Kopmuyor hayattan…
Düşüncelerden… Senden…
19 Ekim 2008 Pazar, 03:20:32
18 Ekim 2008 Cumartesi
Sen
Son bir resmin kalmış elimde
Elveda deyip giderken ki halinle
Çerçeve yaptırıp
Astım duvarına kalbimin
Unutmasın bu gözler
O gözleri, çehreyi diye.
Son bir öpücük bekleyen
Çatlak susuz dudaklarımla
Ardından sensizlikli
Şarkılar söyledim hep
Bir senin duymadığın
Bir senin inanmadığın duyguları anlatan
Bir ben kalmış burda
Sende,
Birde sen benim içimde
Uzakta.
Ne senle aynı,
Ne de benim sevdiğim
Sen..
Elveda deyip giderken ki halinle
Çerçeve yaptırıp
Astım duvarına kalbimin
Unutmasın bu gözler
O gözleri, çehreyi diye.
Son bir öpücük bekleyen
Çatlak susuz dudaklarımla
Ardından sensizlikli
Şarkılar söyledim hep
Bir senin duymadığın
Bir senin inanmadığın duyguları anlatan
Bir ben kalmış burda
Sende,
Birde sen benim içimde
Uzakta.
Ne senle aynı,
Ne de benim sevdiğim
Sen..
Bir Ölüm İstiyorum
.
.
.
Bir ölüm istiyorum
Kimse üzülmeden
Beni sevindirecek bir ölüm
Dönmeksizin!
Bir ölüm istiyorum
Sessiz sedasız
Bir sokak ayyaşının ölümü gibi
Tanınmaksızın!
Bir ölüm istiyorum
Sonu hasret ayrılık
Buruk bir sevda izi bırakmadan
Yalnız!
Bir ölüm istiyorum
Hemen şimdi
Kimse bilmeden gitmek bu diyardan
Yarını düşünmeden...
.
.
.
.
.
Bir ölüm istiyorum
Kimse üzülmeden
Beni sevindirecek bir ölüm
Dönmeksizin!
Bir ölüm istiyorum
Sessiz sedasız
Bir sokak ayyaşının ölümü gibi
Tanınmaksızın!
Bir ölüm istiyorum
Sonu hasret ayrılık
Buruk bir sevda izi bırakmadan
Yalnız!
Bir ölüm istiyorum
Hemen şimdi
Kimse bilmeden gitmek bu diyardan
Yarını düşünmeden...
.
.
.
14 Ekim 2008 Salı
Bazen İyidir Ölmek
Bazen iyidir ölmek her şeyden
Mesela ağlamaktan
Ağlamak öldürmez insanı
Ama ölmek ağlatır insanı
Bazen düşersin bir uçuruma
Ağlarsın, kurutana kadar gözyaşlarını
Bir yolu yoktur çıkmanın
Bulsan da çarelerini, yollarını
Ayakta kalır bir köşede asılı gibi
Ölü gibi ama ölü de değil
Hayattadır çaresiz biçare ruhun
Öldüğün zamanlardaki gibi
Geri dönülmez yollardadır adımların
Geri dönülmez sözlerindir ağladıkların
Gözyaşlarına nispet yaparcasına
Biçare ruhlardır bel bağladıkların
Sen senken umursamaz olursun
Senden başkasını düşünmez olursun
Dünya egoistlerin futbol sahasıdır
Sen hep gol yiyen taraf olursun
Gönlüne fren takma, bırak kanatlansın
Kuşlar uçarken özgürdür bunu bil
Aşıkken kuş kadar rahatsın
Yalnızlığı aklından sil…
Özgürlüğüne sırtını dönme bak
Bir bak onların gözüyle onlara
Sana bakan özgürlere bir ışık yak
Çaresizliğini bağlama kötü sonlara
Tercihlere göre yönlenir hayatın
Duygular yönlendirir tercihlerini
Sen doğru bildiklerini savunma sakın
Zira doğru bilirler doğru dediklerini…
Mesela ağlamaktan
Ağlamak öldürmez insanı
Ama ölmek ağlatır insanı
Bazen düşersin bir uçuruma
Ağlarsın, kurutana kadar gözyaşlarını
Bir yolu yoktur çıkmanın
Bulsan da çarelerini, yollarını
Ayakta kalır bir köşede asılı gibi
Ölü gibi ama ölü de değil
Hayattadır çaresiz biçare ruhun
Öldüğün zamanlardaki gibi
Geri dönülmez yollardadır adımların
Geri dönülmez sözlerindir ağladıkların
Gözyaşlarına nispet yaparcasına
Biçare ruhlardır bel bağladıkların
Sen senken umursamaz olursun
Senden başkasını düşünmez olursun
Dünya egoistlerin futbol sahasıdır
Sen hep gol yiyen taraf olursun
Gönlüne fren takma, bırak kanatlansın
Kuşlar uçarken özgürdür bunu bil
Aşıkken kuş kadar rahatsın
Yalnızlığı aklından sil…
Özgürlüğüne sırtını dönme bak
Bir bak onların gözüyle onlara
Sana bakan özgürlere bir ışık yak
Çaresizliğini bağlama kötü sonlara
Tercihlere göre yönlenir hayatın
Duygular yönlendirir tercihlerini
Sen doğru bildiklerini savunma sakın
Zira doğru bilirler doğru dediklerini…
7 Ekim 2008 Salı
Ken'li geçmiş zamanlar
Ağlarken,
Neden gözyaşı damlar yüreğime
Neden bu kadar kızgınken hayata
Soğuturum yüreğimi kendi yağmurlarımda
Gülerken,
Neden sana bakıyordur gözlerim
neden hep ellerimdedir ellerin
Islatırım çatlak dudaklarımı dudaklarında
Giderken,
Neden hep ardımda kalman gerekir
Neden bu kadar hasret çekerim sana
Geri dönüşümde uzayan yollarımda
Severken,
Neden hep sana aşıktır
Neden her şeye senmişsin gibi bakar gözlerim
Sensizlikten kanayan yaralarımda
Özlerken,
Neden hep seni özlemek zorunda kalırım
Neden hep seni anlatır duygusal şarkılar
Şarkıları çalarken ağlayan gitarımda
Biterken,
Neden sensiz olurum
Neden hep mutsuzdur hikayelerim
Yazıp başrol oynadığım senaryolarımda
Ölürken,
Neden kavuştuğumu sanırım
Neden hep kavuştuğumu sayarım kendimce
Seni arayacağım mahşer meydanında..
Seninken,
Neden her şey benimmiş gibi hisseder
Neden dünyalara sahip olduğumu düşünürüm
………………………………………………
Neden gözyaşı damlar yüreğime
Neden bu kadar kızgınken hayata
Soğuturum yüreğimi kendi yağmurlarımda
Gülerken,
Neden sana bakıyordur gözlerim
neden hep ellerimdedir ellerin
Islatırım çatlak dudaklarımı dudaklarında
Giderken,
Neden hep ardımda kalman gerekir
Neden bu kadar hasret çekerim sana
Geri dönüşümde uzayan yollarımda
Severken,
Neden hep sana aşıktır
Neden her şeye senmişsin gibi bakar gözlerim
Sensizlikten kanayan yaralarımda
Özlerken,
Neden hep seni özlemek zorunda kalırım
Neden hep seni anlatır duygusal şarkılar
Şarkıları çalarken ağlayan gitarımda
Biterken,
Neden sensiz olurum
Neden hep mutsuzdur hikayelerim
Yazıp başrol oynadığım senaryolarımda
Ölürken,
Neden kavuştuğumu sanırım
Neden hep kavuştuğumu sayarım kendimce
Seni arayacağım mahşer meydanında..
Seninken,
Neden her şey benimmiş gibi hisseder
Neden dünyalara sahip olduğumu düşünürüm
………………………………………………
23 Temmuz 2008 Çarşamba
Rüya'ya inat
Sahte mutlulukların içinde
Yüzü gülüp gözleri ağlayan birini güldürmekti derdim..
Bendeki, buradaki yalnızlığı
Sendeki, oradaki yalnızlıkla birleştirmekti
Senin üzülmeni görmek istemedim.
İstemezdin sırf bu yüzden bu kadar çabaladım
Ama sen biz rüyadayken, rüyanda başkalarını gördün
Bir gün gerçeğe döneceğin belliydi
Gerçeğinde bir sevgili olarak bana yer olmadığı da...
Ben buna rağmen inatla her gün yazdım sana
Aşkım dedim, hayatım dedim, canım dedim..
Hissettiklerimi söylemekten korkmam,
Hiç pişman değilim, olmayacağımda
O zaman öyle hissederken öyle dedim
Belki bir gün yine…
Sen önce beni hissetmekten korktun
Bu kadar uzakta bu kadar büyük aşkı yaşamaktan
Bana gelmelerin zamanını saymaktan
Ya da bana sarılmaların.
Neyse işte sen bana sahip olmaktan korktun
Ya da öyle olacağından
Öyle nasıl diye sorma bana
Aklından neler geçirdin bilemiyorum
Bana bakan gözlerindeki parıltı son gününde
Sönmüştü gördüm, üzüldüm
Hissetmiştim kötü bir şeyler olduğunu
Ama bize kötülüğü senin yaptığını tahmin edemedim
Halbuki ben neler düşünmüştüm bizim için
Hissetmiştim sen daha bir yerlere gidiyorum derken
Kötü bir şeyler olacaktı biliyordum
Biliyordum seni kaybedeceğimi, hem de kazanmamışken
Sen de haklısın bir rüyadaydık
En azından senin için bir rüyaydı
Uyandığında hatırlamak zorunda olmayacağın
Ben demiştim hatırlamak zorunda değilsin diye
Ama böyle uyanacağını düşünmemiştim
Uyanırken, beni kabuslara sürükleyeceğini düşünmemiştim
İtiraf edeyim ilk defa seni gördüm rüyamda
Hiçbir şey konuşmadık, sadece bakıştık
Hatta ben baktım, sen bakamadın
Umarım tekrar uyanınca, öyle işte…
Yüzü gülüp gözleri ağlayan birini güldürmekti derdim..
Bendeki, buradaki yalnızlığı
Sendeki, oradaki yalnızlıkla birleştirmekti
Senin üzülmeni görmek istemedim.
İstemezdin sırf bu yüzden bu kadar çabaladım
Ama sen biz rüyadayken, rüyanda başkalarını gördün
Bir gün gerçeğe döneceğin belliydi
Gerçeğinde bir sevgili olarak bana yer olmadığı da...
Ben buna rağmen inatla her gün yazdım sana
Aşkım dedim, hayatım dedim, canım dedim..
Hissettiklerimi söylemekten korkmam,
Hiç pişman değilim, olmayacağımda
O zaman öyle hissederken öyle dedim
Belki bir gün yine…
Sen önce beni hissetmekten korktun
Bu kadar uzakta bu kadar büyük aşkı yaşamaktan
Bana gelmelerin zamanını saymaktan
Ya da bana sarılmaların.
Neyse işte sen bana sahip olmaktan korktun
Ya da öyle olacağından
Öyle nasıl diye sorma bana
Aklından neler geçirdin bilemiyorum
Bana bakan gözlerindeki parıltı son gününde
Sönmüştü gördüm, üzüldüm
Hissetmiştim kötü bir şeyler olduğunu
Ama bize kötülüğü senin yaptığını tahmin edemedim
Halbuki ben neler düşünmüştüm bizim için
Hissetmiştim sen daha bir yerlere gidiyorum derken
Kötü bir şeyler olacaktı biliyordum
Biliyordum seni kaybedeceğimi, hem de kazanmamışken
Sen de haklısın bir rüyadaydık
En azından senin için bir rüyaydı
Uyandığında hatırlamak zorunda olmayacağın
Ben demiştim hatırlamak zorunda değilsin diye
Ama böyle uyanacağını düşünmemiştim
Uyanırken, beni kabuslara sürükleyeceğini düşünmemiştim
İtiraf edeyim ilk defa seni gördüm rüyamda
Hiçbir şey konuşmadık, sadece bakıştık
Hatta ben baktım, sen bakamadın
Umarım tekrar uyanınca, öyle işte…
Rüya
Sadece özür dileyebiliyorum
Çünkü sana bunu yaşatmak istemezdim
Ben artık kimseye bağlı bir insan değilim
Bir yakınlık yetiyor birilerine sığınmak için
Ne kadar isterdim, sendeki huzur olmayı
Sana güven vermeyi
Yenik düştüm bu yaşam savaşında
Sana ne söylesem bilemiyorum,
Ben böle bir insan değilim,
İçimin nasıl acıdığını anlatamam ve bilirim ki
İnanmazsın.
Buralara geldiğim günün sabahında sığındığım
Limanımı kaybettiğimi öğrenerek başladım,
Yaşadığım yerden binlerce mil uzaklıkta
Tek başıma yeni bir hayata başlamak zorundaydım
Ve en zoru da yeni yitirişlerle beraber,
Her geçen saniyeye lanet ettiysem de,
O günden şuana kadar ruh gibi yaşıyor olsam da
Ben bu halimle, burada kendi ayaklarımın üstünde durmak zorundaydım
Ben o günden sonra hiç düşünmedim biliyor musun?
Beynimle kalbimle her türlü irtibatımı kopardım
Ve bir saniye bile dalmadı gözlerim hiç bir boşluğa
Ve derken sen çıka geldin
Senin canını acıtmak isteyeceğim son şeydi
Ama hayır demem de seni üzecekti
Ve bir “rüya” dedik adına
Ama kabus olsun istemedim
Ben benden çoktan gitmişken, sen benden beni istedin
Bulamadım ki kendimi bulamam ki
Hayallerim dedim vazgeçemem kimse için dedim
Her şeyi söyledim
Ben seninle beraber değildim
Sadık kalmam gerektiğini bile aklıma getirmedim
Büyük bir duygusal boşluk şuan içinde bulunduğum
Ve sağlam kızı oynamaya mahkumum
Ya ne dersen de beni kötü bilme, sadece
Sana hayır diyemediğim için kötü kişi olmak istemiyorum
Kimseyi üzmek istemememden dolayı hep bu duruma düşüyorum
Bende sevmek özlemek değer vermek kavramları tükendi artık
Hele de bağlanmak, böle yaşıyorum işte
Başıboş ama bir o kadar yanlış yapmaktan korkarak
Şuan diyorum ki keşke dert ortağım olsaydın
Dert kattığım üzdüğüm kişi olmasaydın
Ama işte hiç konuşamadık seninle
Ne olur azıcık değer verdiysen ön yargısız yaklaş bana
Çok zor günler yaşıyorum yüzüm hep gülüyor ama içim çok farklı
Ara ara gözümden kendiliğinden yaş iniyor biliyor musun?
Ne durdurabiliyorum ne de sebebini anlayabiliyorum?
Ben hiç iyi değilim gerçekten
Bunları bir bahane olarak görme olur mu?
Çok samimiyim ne olur inan bana!
Aslında daha anlatmak istediğim çok şey var
Ama bunları okuduktan sonra çok kısada olsa bir şey yaz bana
Lütfen azıcık hatırım varsa...
Çünkü sana bunu yaşatmak istemezdim
Ben artık kimseye bağlı bir insan değilim
Bir yakınlık yetiyor birilerine sığınmak için
Ne kadar isterdim, sendeki huzur olmayı
Sana güven vermeyi
Yenik düştüm bu yaşam savaşında
Sana ne söylesem bilemiyorum,
Ben böle bir insan değilim,
İçimin nasıl acıdığını anlatamam ve bilirim ki
İnanmazsın.
Buralara geldiğim günün sabahında sığındığım
Limanımı kaybettiğimi öğrenerek başladım,
Yaşadığım yerden binlerce mil uzaklıkta
Tek başıma yeni bir hayata başlamak zorundaydım
Ve en zoru da yeni yitirişlerle beraber,
Her geçen saniyeye lanet ettiysem de,
O günden şuana kadar ruh gibi yaşıyor olsam da
Ben bu halimle, burada kendi ayaklarımın üstünde durmak zorundaydım
Ben o günden sonra hiç düşünmedim biliyor musun?
Beynimle kalbimle her türlü irtibatımı kopardım
Ve bir saniye bile dalmadı gözlerim hiç bir boşluğa
Ve derken sen çıka geldin
Senin canını acıtmak isteyeceğim son şeydi
Ama hayır demem de seni üzecekti
Ve bir “rüya” dedik adına
Ama kabus olsun istemedim
Ben benden çoktan gitmişken, sen benden beni istedin
Bulamadım ki kendimi bulamam ki
Hayallerim dedim vazgeçemem kimse için dedim
Her şeyi söyledim
Ben seninle beraber değildim
Sadık kalmam gerektiğini bile aklıma getirmedim
Büyük bir duygusal boşluk şuan içinde bulunduğum
Ve sağlam kızı oynamaya mahkumum
Ya ne dersen de beni kötü bilme, sadece
Sana hayır diyemediğim için kötü kişi olmak istemiyorum
Kimseyi üzmek istemememden dolayı hep bu duruma düşüyorum
Bende sevmek özlemek değer vermek kavramları tükendi artık
Hele de bağlanmak, böle yaşıyorum işte
Başıboş ama bir o kadar yanlış yapmaktan korkarak
Şuan diyorum ki keşke dert ortağım olsaydın
Dert kattığım üzdüğüm kişi olmasaydın
Ama işte hiç konuşamadık seninle
Ne olur azıcık değer verdiysen ön yargısız yaklaş bana
Çok zor günler yaşıyorum yüzüm hep gülüyor ama içim çok farklı
Ara ara gözümden kendiliğinden yaş iniyor biliyor musun?
Ne durdurabiliyorum ne de sebebini anlayabiliyorum?
Ben hiç iyi değilim gerçekten
Bunları bir bahane olarak görme olur mu?
Çok samimiyim ne olur inan bana!
Aslında daha anlatmak istediğim çok şey var
Ama bunları okuduktan sonra çok kısada olsa bir şey yaz bana
Lütfen azıcık hatırım varsa...
14 Temmuz 2008 Pazartesi
Anlamsızca Anlamlandıramadıklarım...
Düşüncelerine set koyma
İçinden nasıl geliyorsa
Ya da nasıl davranmak istiyorsan
Öyle davran,
Başka hayallerinle
Başka düşüncelerinle
Karıştırma beni
Bir rüya gibi düşün
Uyanmak istediğinde
Sadece rüya olduğunu düşünebileceğin
Ya da unutmak için
Fazla çaba harcamaman gerekecek
Bir şey gibi..
Benimle alakalı düşündüklerini söylerken
Beni değil
İçindekileri söylemek için konuş
Saklama duygularını, gizli kalmasın...
Saklama, sonra uyanıp senin kabusun olmasın,
Keşke dememek için yaşa
Nasıl istiyorsan ve kiminle istiyorsan onunla...
14 Temmuz 2008 Pazartesi, 01:14
İçinden nasıl geliyorsa
Ya da nasıl davranmak istiyorsan
Öyle davran,
Başka hayallerinle
Başka düşüncelerinle
Karıştırma beni
Bir rüya gibi düşün
Uyanmak istediğinde
Sadece rüya olduğunu düşünebileceğin
Ya da unutmak için
Fazla çaba harcamaman gerekecek
Bir şey gibi..
Benimle alakalı düşündüklerini söylerken
Beni değil
İçindekileri söylemek için konuş
Saklama duygularını, gizli kalmasın...
Saklama, sonra uyanıp senin kabusun olmasın,
Keşke dememek için yaşa
Nasıl istiyorsan ve kiminle istiyorsan onunla...
14 Temmuz 2008 Pazartesi, 01:14
25 Haziran 2008 Çarşamba
Bir şey oluyor dudaklarıma
Bazen dünya umurumda olmuyor
Belki bir sabah vakti
Ya da akşam ezanıyla beraber
Bir şey oluyor dudaklarıma, kapanmıyor
Saçmalıyorum kendime
Küsmüş, konuşmazken kendimle…
Yatağa uzanmak ve gözleri yummak
Dünyayı kurtarın deyin yaparım
Ama gözlerim kapanmıyor işte
Bir şey oluyor gözlerime, kapanmıyor
Konuşuyorum beynime
Küsüyorum, barışmışken kendimle…
Bir sabah vakti uyanır gibi oluyorum
Eğer uyumuşsam
Ya da uyur gibi dalmışsam
Bir şey oluyor dudaklarıma, açılmıyor
Ağlıyorum kendime
Gülmüş, sevinmişken kendimle…
Düşünmek ne kadar zor bir eylemdir
Diğer taraftan bir o kadar da yorucu
Ama zihnim kapanmıyor, saçmalıyor
Bir şey oluyor dudaklarıma, kapanmıyor
Kızıyorum kendime
Konuşuyorum diye kendimle…
Her düşünce bir yere sürüklüyor bedenimi
İstemeye istemeye gidiyorum hem de
Gitmek zorundaymışım gibi
Bir şey oluyor dudaklarıma, açılmıyor
Susuyorum kendime
Gitmek istemiyorum diyemiyorum kendime…
Her adım bir adım arttırıyor yolumu, uzatıyor
Sonsuzun anlamını çözmeye çalışıyorum sanki
Neden beynimin sınırlanırını zorluyorum
Bir şey oluyor dudaklarıma, kapanmıyor
Küfrediyorum kendime
Savaşmaktan bıktım kendimle…
Sonunda bir duvara çarpıp duruyorum
Hiç beklenmedik bir şey bu
Sona gelmek ve sonda senle karşılaşmak
Bir şey oluyor dudaklarıma, açılmıyor
Yavaşça geliyorum kendime
Öpüyorum uzun uzun, eşleştiriyorum kendimle…
Belki bir sabah vakti
Ya da akşam ezanıyla beraber
Bir şey oluyor dudaklarıma, kapanmıyor
Saçmalıyorum kendime
Küsmüş, konuşmazken kendimle…
Yatağa uzanmak ve gözleri yummak
Dünyayı kurtarın deyin yaparım
Ama gözlerim kapanmıyor işte
Bir şey oluyor gözlerime, kapanmıyor
Konuşuyorum beynime
Küsüyorum, barışmışken kendimle…
Bir sabah vakti uyanır gibi oluyorum
Eğer uyumuşsam
Ya da uyur gibi dalmışsam
Bir şey oluyor dudaklarıma, açılmıyor
Ağlıyorum kendime
Gülmüş, sevinmişken kendimle…
Düşünmek ne kadar zor bir eylemdir
Diğer taraftan bir o kadar da yorucu
Ama zihnim kapanmıyor, saçmalıyor
Bir şey oluyor dudaklarıma, kapanmıyor
Kızıyorum kendime
Konuşuyorum diye kendimle…
Her düşünce bir yere sürüklüyor bedenimi
İstemeye istemeye gidiyorum hem de
Gitmek zorundaymışım gibi
Bir şey oluyor dudaklarıma, açılmıyor
Susuyorum kendime
Gitmek istemiyorum diyemiyorum kendime…
Her adım bir adım arttırıyor yolumu, uzatıyor
Sonsuzun anlamını çözmeye çalışıyorum sanki
Neden beynimin sınırlanırını zorluyorum
Bir şey oluyor dudaklarıma, kapanmıyor
Küfrediyorum kendime
Savaşmaktan bıktım kendimle…
Sonunda bir duvara çarpıp duruyorum
Hiç beklenmedik bir şey bu
Sona gelmek ve sonda senle karşılaşmak
Bir şey oluyor dudaklarıma, açılmıyor
Yavaşça geliyorum kendime
Öpüyorum uzun uzun, eşleştiriyorum kendimle…
14 Haziran 2008 Cumartesi
Beni Unutmak
-
-
-
Unutma ölümü
Ölümü unutmak
Hayatı unutmaktır
Ve Allah'ı...
Unutma beni
Beni unutmak
Seni unutmaktır
Ve bizi...
Öldürme beni
Beni öldürmek
Beni unutmaktır
Ve unutturmaktır kendini...
/
-
-
Unutma ölümü
Ölümü unutmak
Hayatı unutmaktır
Ve Allah'ı...
Unutma beni
Beni unutmak
Seni unutmaktır
Ve bizi...
Öldürme beni
Beni öldürmek
Beni unutmaktır
Ve unutturmaktır kendini...
/
2 Haziran 2008 Pazartesi
Bir ömre bedeldir gözlerin
Bir ömre bedeldir gözlerin
Saçının bir teline bile dokunamam
Utangaçlığıma ağlarım
Gülümsemelerini özlerim
Uzun bir yoldur sevdan
Gittikçe varılmayan sonuna
Hatta uzaklaşılan...
Bir depreme tutuldu yüreğim
Sende, seninle
Şiddeti belli belirsiz sarsan yüreğimi
Bir depreme tutuldu yüreğim
Artçıları bile zulmeder oldu
Her aklıma gelişinde
Beni hüzne boğan...
Saçının bir teline bile dokunamam
Utangaçlığıma ağlarım
Gülümsemelerini özlerim
Uzun bir yoldur sevdan
Gittikçe varılmayan sonuna
Hatta uzaklaşılan...
Bir depreme tutuldu yüreğim
Sende, seninle
Şiddeti belli belirsiz sarsan yüreğimi
Bir depreme tutuldu yüreğim
Artçıları bile zulmeder oldu
Her aklıma gelişinde
Beni hüzne boğan...
13 Nisan 2008 Pazar
kararsız izler peşinde koşarsın hep
günlük zevkler tatmin etmez seni
sen ayağına gelen fırsatları tep
sonra hayat mutlu etmiyor de beni...
nefesinin kokusu değişmiş belli
ne oksijen çekiyorsun
ne karbondioksit veriyorsun
hayatın çarkları arasında
ezileceksin dikkat et zavallı...
florinali numuneddin: 13.04.2008 12:40
günlük zevkler tatmin etmez seni
sen ayağına gelen fırsatları tep
sonra hayat mutlu etmiyor de beni...
nefesinin kokusu değişmiş belli
ne oksijen çekiyorsun
ne karbondioksit veriyorsun
hayatın çarkları arasında
ezileceksin dikkat et zavallı...
florinali numuneddin: 13.04.2008 12:40
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)